Çelenk’ten Dicle Üniversitesi’ndeki petrol aramasına tepki

Diyarbakır (H M) - Haber Merkezi | 02.09.2026 - 11:30, Güncelleme: 02.09.2026 - 11:30 88 kez okundu.
 

Çelenk’ten Dicle Üniversitesi’ndeki petrol aramasına tepki

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Dicle Üniversitesi yerleşkesinde yürütülen petrol arama ve sondaj faaliyetlerine ilişkin Tigris Haber’in sorularını yanıtladı.
MALABADİ HABER - Daha önce konuyu TBMM gündemine taşıyarak Milli Eğitim Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na soru önergesi veren Çelenk, üniversite arazisinin petrol faaliyetlerine açılmasına, ihalenin pazarlık usulüyle yapılmasına ve sondaj sürecinde kapsamlı bir ÇED çalışması yürütülmemesine tepki gösterdi. Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki 45 bin 794 metrekarelik alanın PETAR A.Ş.’ye 10 yıllığına kiralanması ve ilk yıl kira bedelinin 750 bin TL yani metrekare başına yaklaşık 16 lira 38 kuruşa; ayda ise yaklaşık 1 lira 36 kuruşa denk gelmesi ve bölgede petrol sondajına başlanması tartışmaları sürüyor. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, “Mesele yalnızca ne kadar kira veya gelir payı alınacağı değil. Bir üniversitenin toprağının, yeşil alanlarının ve yaşam alanlarının petrol şirketlerinin faaliyetlerine açılmasıdır” dedi. Çelenk, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın TBMM’de yöneltilen sorulara yanıt vermemesinin de ciddi bir şeffaflık sorunu olduğunu belirtti. “ÜNİVERSİTE ARAZİSİ ŞİRKETLERİN FAALİYET ALANINA AÇILDI” Çelenk, Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki petrol faaliyetinin yalnızca ekonomik veya teknik bir mesele olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Üniversitenin kamusal niteliğine dikkat çeken Çelenk, eğitim ve bilimsel faaliyetlerin yürütüldüğü bir alanın petrol şirketinin faaliyetlerine açılmasına itiraz ettiklerini belirtti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın verdiği yanıta göre üniversite arazisinin 45 bin 794 metrekarelik bölümünün PETAR A.Ş.’ye 10 yıllığına kiralandığını aktaran Çelenk, ilk yıl için 750 bin TL kira bedeli belirlendiğini ve petrol bulunması halinde üniversiteye yüzde 3 pay aktarılacağının ifade edildiğini söyledi. Çelenk, üniversite yönetiminin süreci ekonomik getiri üzerinden kamu yararı olarak sunduğunu ancak kendilerinin buna itiraz ettiğini belirterek, üniversitelerin kamusal niteliğinin şirketlerden elde edilecek gelirle ölçülemeyeceğini ifade etti. “PAZARLIK USULÜ OLAĞAN HALE GETİRİLDİ” Dicle Üniversitesi arazisinin açık ihale yerine pazarlık usulüyle kiralanmasını da değerlendiren Çelenk, aynı yöntemin hastane yapım işinde de kullanılmasının kamu kaynaklarının yönetimi açısından soru işaretleri yarattığını söyledi. Pazarlık usulünün Kamu İhale Kanunu’nda belirli koşullarda uygulanması gereken istisnai bir yöntem olduğunu belirten Çelenk, bu yöntemin artık olağan bir ihale yöntemine dönüştürüldüğünü savundu. Çelenk, ilan yapılmayan ihalelerde sürecin kamuoyunun bilgisi dışında yürütüldüğünü belirterek, “Kimlerin hangi koşullarda davet edildiği ve ihalenin hangi gerekçelerle verildiği kamuoyu tarafından izlenemiyor” değerlendirmesinde bulundu. Çelenk’e göre temel soru yalnızca “Neden açık ihale yapılmadı?” değil. Asıl sorgulanması gerekenin üniversite arazisinin neden petrol şirketine kiralandığı ve bir kamu üniversitesinin neden sermaye projelerinin alanı haline getirildiği olduğunu söyledi. “YÜZDE 3 OLARAK AÇIKLANAN PAY YÜZDE 1,875’E DÜŞÜYOR” Petrol sahası için belirlenen kira bedelinin ve üniversiteye aktarılacağı belirtilen gelir payının da tartışılması gerektiğini ifade eden Çelenk, kamuoyuna yüzde 3 olarak açıklanan payın, devlet hissesi ve işletme giderleri düşüldükten sonra yüzde 1,875’e kadar gerilediği yönündeki bilgilerin soru işaretlerini artırdığını söyledi. Ancak Çelenk, tartışmanın yalnızca rakamlar üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirterek, “İster yüzde 3 olsun ister yüzde 1,875, ister kira bedeli daha yüksek belirlensin, bir üniversitenin yaşam alanlarının petrol faaliyetlerine açılması alınacak paranın miktarı üzerinden meşrulaştırılamaz” dedi. Çelenk, üniversitenin yeşil alanları, öğrencilerin ve akademisyenlerin yaşam alanları ile su kaynaklarının da değerlendirmeye dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. “AKTİF ÜNİVERSİTE VE HASTANE YAKININDA SONDAJ KABUL EDİLEMEZ” Dicle Üniversitesi yerleşkesinde ve hastane yakınında yürütülecek petrol sondajına da tepki gösteren Çelenk, böyle bir faaliyetin öğrenciler, akademisyenler, sağlık çalışanları ve yurttaşlar üzerindeki olası etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Çelenk, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yanıtında proje için kapsamlı bir ÇED süreci yürütülmediğini ve 10 Mart 2025 tarihinde “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildiğini öğrendiklerini belirtti. Aktif bir üniversite yerleşkesinde ve hastane yakınında petrol sondajı yapılacakken çevresel etkilerin kapsamlı biçimde değerlendirilmemesini eleştirdi. Çelenk, sondaj faaliyetinin insan sağlığı, su kaynakları, toprak, yeşil alanlar ve kampüs yaşamı üzerindeki etkilerinin bağımsız biçimde ortaya konulması gerektiğini söyledi. “ÖĞRENCİLERİN VE AKADEMİSYENLERİN GÖRÜŞÜ ALINDI MI?” Çelenk, süreçte katılım ve şeffaflık açısından da ciddi sorunlar bulunduğunu savundu. Soru önergesinde öğrencilerin, akademik personelin, yurttaşların, ekoloji örgütlerinin, meslek odalarının ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınıp alınmadığını sorduklarını belirten Çelenk, üniversitenin yanıtında bu kesimlerin görüşlerinin alındığına ilişkin bir açıklama bulunmadığını söyledi. Üniversitenin yalnızca “alınması gereken yetkili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmıştır” şeklinde yanıt verdiğini aktaran Çelenk, hangi kurum ve kuruluşlardan görüş alındığının açıklanmasını istedi. “RİSKLER KABUL EDİLİYORSA KAPSAMLI ÇED NEDEN YOK?” Çelenk, üniversitenin kendi yanıtında sondaj sırasında atık oluşacağı, sondaj çamurunun geçirimsiz havuzlarda toplanacağı, toz ve gürültüye karşı önlemler alınacağı, saha çevrelemesi ve acil durum planlarının uygulanacağının belirtildiğine dikkat çekti. Bu önlemlerin dahi sondaj faaliyetinin çeşitli riskler barındırdığını gösterdiğini belirten Çelenk, “Madem bütün bu riskler var ve bunlara karşı önlemler alınması gerektiği bizzat kabul ediliyor, o halde aktif bir üniversite ve hastane yerleşkesinde yürütülecek petrol faaliyeti için neden kapsamlı bir ÇED sürecine ihtiyaç duyulmadığının açıklanması gerekiyor” dedi. “DİYARBAKIR’DA ÇEVRESEL YIKIM ÜNİVERSİTEYE KADAR ULAŞTI” Dicle Üniversitesi’ndeki petrol faaliyetini Diyarbakır’ın farklı ilçelerinde yürütülen projelerden bağımsız değerlendirmediklerini belirten Çelenk, Sur ve Bismil’deki petrol faaliyetleri, Lice’de mera ve su kaynaklarını tehdit ettiği belirtilen taş ocağı faaliyetleri, Kulp’taki GES projeleri ile baraj, HES ve madencilik faaliyetlerine dikkat çekti. Çelenk, bu projelerin yalnızca doğayı değil, bölgedeki toplumsal hafızayı da etkilediğini savundu. Yurttaşların, ekoloji örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve baronun katılımının sağlanmadığı projelerin tarım alanları, su kaynakları, meralar ve kültürel miras üzerinde geri dönüşsüz sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Dicle Üniversitesi yerleşkesinin petrol sondaj faaliyetlerine açılmasını ise Diyarbakır’da çevre ve yaşam alanlarını tehdit eden projelerin üniversite yerleşkesine kadar ulaştığının göstergesi olarak değerlendiren Çelenk, üniversitenin yeşil alanlarının ve yaşam alanlarının da bu sürecin parçası haline geldiğini ifade etti. “BAKANLIĞIN SESSİZLİĞİ SORULARI ORTADAN KALDIRMIYOR” Çelenk’in dikkat çektiği bir diğer konu ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın soru önergesine yanıt vermemesi oldu. Petrol arama ruhsatını veren kurumun Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü olduğunu belirten Çelenk, kendilerine Milli Eğitim Bakanlığı üzerinden iletilen yanıtta MAPEG tarafından petrol arama ruhsatı ve süre uzatımlarının verildiğinin, ayrıca 11 Şubat 2026 tarihinde “Diyarbakır-1 Arama Kuyusu Sondaj Başlama Onayı” düzenlendiğinin belirtildiğini söyledi. Çelenk, Bakanlığın kendi görev ve sorumluluk alanındaki bir faaliyet hakkında TBMM’de yöneltilen soruları yanıtsız bırakmasını “şeffaflık ve hesap verme sorunu” olarak değerlendirdi. “Soru önergeleri milletvekillerinin yürütme üzerindeki denetim araçlarından biridir” diyen Çelenk, Bakanlığın sorulara yanıt vermemesinin yalnızca milletvekiline karşı değil, Diyarbakır halkının bilgi edinme hakkına karşı da bir tutum olduğunu savundu. Çelenk, Bakanlığın sessizliğinin soruları ortadan kaldırmadığını, aksine “neden yanıt vermediği” sorusunu da gündeme getirdiğini belirterek, ruhsatlar, izinler, çevresel ve sağlık riskleri ile şirketle kurulan ekonomik ilişkinin ayrıntılarının kamuoyuna açıklanması çağrısında bulundu.
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Dicle Üniversitesi yerleşkesinde yürütülen petrol arama ve sondaj faaliyetlerine ilişkin Tigris Haber’in sorularını yanıtladı.

MALABADİ HABER - Daha önce konuyu TBMM gündemine taşıyarak Milli Eğitim Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na soru önergesi veren Çelenk, üniversite arazisinin petrol faaliyetlerine açılmasına, ihalenin pazarlık usulüyle yapılmasına ve sondaj sürecinde kapsamlı bir ÇED çalışması yürütülmemesine tepki gösterdi.

Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki 45 bin 794 metrekarelik alanın PETAR A.Ş.’ye 10 yıllığına kiralanması ve ilk yıl kira bedelinin 750 bin TL yani metrekare başına yaklaşık 16 lira 38 kuruşa; ayda ise yaklaşık 1 lira 36 kuruşa denk gelmesi ve bölgede petrol sondajına başlanması tartışmaları sürüyor. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, “Mesele yalnızca ne kadar kira veya gelir payı alınacağı değil. Bir üniversitenin toprağının, yeşil alanlarının ve yaşam alanlarının petrol şirketlerinin faaliyetlerine açılmasıdır” dedi. Çelenk, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın TBMM’de yöneltilen sorulara yanıt vermemesinin de ciddi bir şeffaflık sorunu olduğunu belirtti.

“ÜNİVERSİTE ARAZİSİ ŞİRKETLERİN FAALİYET ALANINA AÇILDI”

Çelenk, Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki petrol faaliyetinin yalnızca ekonomik veya teknik bir mesele olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Üniversitenin kamusal niteliğine dikkat çeken Çelenk, eğitim ve bilimsel faaliyetlerin yürütüldüğü bir alanın petrol şirketinin faaliyetlerine açılmasına itiraz ettiklerini belirtti.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın verdiği yanıta göre üniversite arazisinin 45 bin 794 metrekarelik bölümünün PETAR A.Ş.’ye 10 yıllığına kiralandığını aktaran Çelenk, ilk yıl için 750 bin TL kira bedeli belirlendiğini ve petrol bulunması halinde üniversiteye yüzde 3 pay aktarılacağının ifade edildiğini söyledi.

Çelenk, üniversite yönetiminin süreci ekonomik getiri üzerinden kamu yararı olarak sunduğunu ancak kendilerinin buna itiraz ettiğini belirterek, üniversitelerin kamusal niteliğinin şirketlerden elde edilecek gelirle ölçülemeyeceğini ifade etti.

“PAZARLIK USULÜ OLAĞAN HALE GETİRİLDİ”

Dicle Üniversitesi arazisinin açık ihale yerine pazarlık usulüyle kiralanmasını da değerlendiren Çelenk, aynı yöntemin hastane yapım işinde de kullanılmasının kamu kaynaklarının yönetimi açısından soru işaretleri yarattığını söyledi.

Pazarlık usulünün Kamu İhale Kanunu’nda belirli koşullarda uygulanması gereken istisnai bir yöntem olduğunu belirten Çelenk, bu yöntemin artık olağan bir ihale yöntemine dönüştürüldüğünü savundu.

Çelenk, ilan yapılmayan ihalelerde sürecin kamuoyunun bilgisi dışında yürütüldüğünü belirterek, “Kimlerin hangi koşullarda davet edildiği ve ihalenin hangi gerekçelerle verildiği kamuoyu tarafından izlenemiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Çelenk’e göre temel soru yalnızca “Neden açık ihale yapılmadı?” değil. Asıl sorgulanması gerekenin üniversite arazisinin neden petrol şirketine kiralandığı ve bir kamu üniversitesinin neden sermaye projelerinin alanı haline getirildiği olduğunu söyledi.

“YÜZDE 3 OLARAK AÇIKLANAN PAY YÜZDE 1,875’E DÜŞÜYOR”

Petrol sahası için belirlenen kira bedelinin ve üniversiteye aktarılacağı belirtilen gelir payının da tartışılması gerektiğini ifade eden Çelenk, kamuoyuna yüzde 3 olarak açıklanan payın, devlet hissesi ve işletme giderleri düşüldükten sonra yüzde 1,875’e kadar gerilediği yönündeki bilgilerin soru işaretlerini artırdığını söyledi.

Ancak Çelenk, tartışmanın yalnızca rakamlar üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirterek, “İster yüzde 3 olsun ister yüzde 1,875, ister kira bedeli daha yüksek belirlensin, bir üniversitenin yaşam alanlarının petrol faaliyetlerine açılması alınacak paranın miktarı üzerinden meşrulaştırılamaz” dedi.

Çelenk, üniversitenin yeşil alanları, öğrencilerin ve akademisyenlerin yaşam alanları ile su kaynaklarının da değerlendirmeye dahil edilmesi gerektiğini vurguladı.

“AKTİF ÜNİVERSİTE VE HASTANE YAKININDA SONDAJ KABUL EDİLEMEZ”

Dicle Üniversitesi yerleşkesinde ve hastane yakınında yürütülecek petrol sondajına da tepki gösteren Çelenk, böyle bir faaliyetin öğrenciler, akademisyenler, sağlık çalışanları ve yurttaşlar üzerindeki olası etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.

Çelenk, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yanıtında proje için kapsamlı bir ÇED süreci yürütülmediğini ve 10 Mart 2025 tarihinde “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildiğini öğrendiklerini belirtti. Aktif bir üniversite yerleşkesinde ve hastane yakınında petrol sondajı yapılacakken çevresel etkilerin kapsamlı biçimde değerlendirilmemesini eleştirdi.

Çelenk, sondaj faaliyetinin insan sağlığı, su kaynakları, toprak, yeşil alanlar ve kampüs yaşamı üzerindeki etkilerinin bağımsız biçimde ortaya konulması gerektiğini söyledi.

“ÖĞRENCİLERİN VE AKADEMİSYENLERİN GÖRÜŞÜ ALINDI MI?”

Çelenk, süreçte katılım ve şeffaflık açısından da ciddi sorunlar bulunduğunu savundu.

Soru önergesinde öğrencilerin, akademik personelin, yurttaşların, ekoloji örgütlerinin, meslek odalarının ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınıp alınmadığını sorduklarını belirten Çelenk, üniversitenin yanıtında bu kesimlerin görüşlerinin alındığına ilişkin bir açıklama bulunmadığını söyledi.

Üniversitenin yalnızca “alınması gereken yetkili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmıştır” şeklinde yanıt verdiğini aktaran Çelenk, hangi kurum ve kuruluşlardan görüş alındığının açıklanmasını istedi.

“RİSKLER KABUL EDİLİYORSA KAPSAMLI ÇED NEDEN YOK?”

Çelenk, üniversitenin kendi yanıtında sondaj sırasında atık oluşacağı, sondaj çamurunun geçirimsiz havuzlarda toplanacağı, toz ve gürültüye karşı önlemler alınacağı, saha çevrelemesi ve acil durum planlarının uygulanacağının belirtildiğine dikkat çekti.

Bu önlemlerin dahi sondaj faaliyetinin çeşitli riskler barındırdığını gösterdiğini belirten Çelenk, “Madem bütün bu riskler var ve bunlara karşı önlemler alınması gerektiği bizzat kabul ediliyor, o halde aktif bir üniversite ve hastane yerleşkesinde yürütülecek petrol faaliyeti için neden kapsamlı bir ÇED sürecine ihtiyaç duyulmadığının açıklanması gerekiyor” dedi.

“DİYARBAKIR’DA ÇEVRESEL YIKIM ÜNİVERSİTEYE KADAR ULAŞTI”

Dicle Üniversitesi’ndeki petrol faaliyetini Diyarbakır’ın farklı ilçelerinde yürütülen projelerden bağımsız değerlendirmediklerini belirten Çelenk, Sur ve Bismil’deki petrol faaliyetleri, Lice’de mera ve su kaynaklarını tehdit ettiği belirtilen taş ocağı faaliyetleri, Kulp’taki GES projeleri ile baraj, HES ve madencilik faaliyetlerine dikkat çekti.

Çelenk, bu projelerin yalnızca doğayı değil, bölgedeki toplumsal hafızayı da etkilediğini savundu. Yurttaşların, ekoloji örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve baronun katılımının sağlanmadığı projelerin tarım alanları, su kaynakları, meralar ve kültürel miras üzerinde geri dönüşsüz sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

Dicle Üniversitesi yerleşkesinin petrol sondaj faaliyetlerine açılmasını ise Diyarbakır’da çevre ve yaşam alanlarını tehdit eden projelerin üniversite yerleşkesine kadar ulaştığının göstergesi olarak değerlendiren Çelenk, üniversitenin yeşil alanlarının ve yaşam alanlarının da bu sürecin parçası haline geldiğini ifade etti.

“BAKANLIĞIN SESSİZLİĞİ SORULARI ORTADAN KALDIRMIYOR”

Çelenk’in dikkat çektiği bir diğer konu ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın soru önergesine yanıt vermemesi oldu.

Petrol arama ruhsatını veren kurumun Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü olduğunu belirten Çelenk, kendilerine Milli Eğitim Bakanlığı üzerinden iletilen yanıtta MAPEG tarafından petrol arama ruhsatı ve süre uzatımlarının verildiğinin, ayrıca 11 Şubat 2026 tarihinde “Diyarbakır-1 Arama Kuyusu Sondaj Başlama Onayı” düzenlendiğinin belirtildiğini söyledi.

Çelenk, Bakanlığın kendi görev ve sorumluluk alanındaki bir faaliyet hakkında TBMM’de yöneltilen soruları yanıtsız bırakmasını “şeffaflık ve hesap verme sorunu” olarak değerlendirdi.

“Soru önergeleri milletvekillerinin yürütme üzerindeki denetim araçlarından biridir” diyen Çelenk, Bakanlığın sorulara yanıt vermemesinin yalnızca milletvekiline karşı değil, Diyarbakır halkının bilgi edinme hakkına karşı da bir tutum olduğunu savundu.

Çelenk, Bakanlığın sessizliğinin soruları ortadan kaldırmadığını, aksine “neden yanıt vermediği” sorusunu da gündeme getirdiğini belirterek, ruhsatlar, izinler, çevresel ve sağlık riskleri ile şirketle kurulan ekonomik ilişkinin ayrıntılarının kamuoyuna açıklanması çağrısında bulundu.

Diyarbakır HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.