Günlerdir AK Parti içerisinde önemli isimlerle görüşüyor, farklı kesimlerden siyasetçilerle ve parti teşkilatlarında görev yapanlarla konuşuyorum. Fon krizi konusunda hemen herkesin dilinde aynı cümle var. “Ah Fatma Hanım, ah!”
Bu cümlede yalnızca bir sitem yok. Bir hayal kırıklığı, bir öfke ve en önemlisi, yıllardır emek verilen bir siyasi yapının böylesine tartışmalı bir gündemin içine çekilmesine duyulan rahatsızlık var.
Elbette burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Ortaya atılan iddialar ile hukuken kesinleşmiş gerçekler birbirinden ayrılmalı. Soruşturma ve yargı süreçlerinin sonucunu beklemeden hiç kimse hakkında kesin hüküm kurulmamamalıdır.
Ancak siyasette yalnızca hukuki sorumluluk değil, siyasi sorumluluk ve kamuoyundaki güven de son derece önemlidir. Tam da bu nedenle “Ah Fatma Hanım, ah!” sözü üzerinde durmak gerekiyor.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan açısından mesele artık yalnızca bir fon tartışması değildir. Mesele, devletin vatandaşın hakkını nasıl koruyacağı, mağduriyetlerin nasıl giderileceği ve kamuoyunun adalet duygusunun nasıl yeniden tesis edileceğidir.
Erdoğan’ın bugüne kadar verdiği mesajın temelinde de bu anlayışın bulunduğu görülüyor. ‘Kim olursa olsun, yanlış yapanın hesabı sorulacak’ sözü çok önemli ve kıymetlidir.
AK Parti içerisinde görev yapmış, iktidara yakın olmuş veya herhangi bir siyasi kimliği bulunmuş olması kimseye ayrıcalık sağlamamalıdır.
Tam tersine…
AK Parti’nin kendi içerisinde ortaya çıkan bir tartışmada göstereceği tavır, partinin demokrasi ve hukuk anlayışının da önemli bir göstergesi olacaktır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın burada vereceği en güçlü mesaj şudur;
Parti aidiyeti hukukun üzerinde değildir. Bu anlayışın gereği neyse yapılmalıdır.
“Ah Fatma Hanım” sözünün altında ne var? AK Parti içerisinde konuştuğum isimlerin sitemi aslında tek bir kişiye yönelik değildir. Onların asıl kaygısı, yıllardır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında siyaset yapan insanların, Erdoğan’ın siyasi mücadelesine zarar verebilecek tartışmaların merkezinde yer almamasıdır.
Çünkü Erdoğan’ın siyasi hayatı boyunca en çok önem verdiği konulardan biri, seçmenin güvenidir. Bugün vatandaşın en hassas olduğu meselelerden biri de budur. “Benim hakkımı kim koruyacak?”
Fon tartışması üzerinden ortaya çıkan mağduriyet iddiaları karşısında devletin yapması gereken bellidir. Soruşturma varsa sonuna kadar gidilmeli. Haksız kazanç tespit edilirse hukuk içerisinde gereği yapılmalı. Mağduriyet yaşayan vatandaşların hakları korunmalı. Ve bütün bunlar yapılırken hiçbir siyasi kimliğe, makama veya yakınlığa bakılmamalıdır.
İşte o zaman toplum şunu görür.
“Devlet burada.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde aslında önemli bir fırsat da bulunuyor. Bu kriz, doğru yönetildiği takdirde yalnızca ekonomik ve hukuki bir mesele olmaktan çıkar, devlete ve siyasete duyulan güvenin yeniden güçlendirilmesine vesile olabilir.
Bunun yolu ise son derece açık.
Kim suçluysa hukuk önünde hesabını vermeli.
Kim mağdur edilmişse hakkı korunmalı.
Kim görevini ihmal ettiyse bunun siyasi ve idari sorumluluğu değerlendirilmelidir.
Ve bütün süreç şeffaf, hukuka uygun ve kamu vicdanını rahatlatacak şekilde yürütülmelidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte birçok ağır kriz karşısında aldığı siyasi sorumluluk düşünüldüğünde, bu süreçte de son sözü söyleyen ve gereken adımların atılmasını sağlayan bir liderlik ortaya koyması bekleniyor.
Burada bir başka gerçeğin de altını çizmek gerekiyor.
Bu mesele yalnızca AK Parti’nin meselesi değildir.
Fon tartışmalarından doğabilecek mağduriyetler, finansal sisteme ve piyasaya duyulan güveni de etkileyebilir.
Dolayısıyla devletin temel görevi, bir yandan hukuki süreci işletirken diğer yandan ekonomik güveni korumaktır.
Vatandaşın parasına, emeğine ve geleceğine ilişkin güven duygusu zedelenmemelidir.
Çünkü ekonomide güven kaybedildiğinde bunun bedelini yalnızca siyasiler değil, toplumun tamamı öder.
Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kim olursa olsun gereği yapılacak” çizgisini koruması büyük önem taşıyor.
Fatma Betül Sayan Kaya, AK Parti açısından sıradan bir isim değildir. Geçmişte önemli görevlerde bulunmuş, kabinede yer almış, parti içerisinde sorumluluk üstlenmiş biridir.
Tam da bu nedenle hakkındaki iddialar ve tartışmaların kamuoyunda daha fazla yankı bulması normaldir.
Siyaset kurumunun görevi ise yargının yerine geçmek değil, siyasi ve idari sorumlulukları doğru değerlendirmektir. Çünkü AK Parti’nin en büyük gücü kişiler değil, milletin güvenidir.
Hiç kimse bir partiden büyük değildir. Hiçbir makam, hiçbir görev ve hiçbir siyasi geçmiş hukukun üzerinde değildir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin iç meselelerinin yanı sıra dış politikada, bölgesel gelişmelerde ve Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı pek çok başlıkta ağır bir sorumluluk taşıyor.
Böylesine yoğun bir siyasi gündemin içerisinde, AK Parti kadrolarının Erdoğan’ın yükünü artırmak yerine azaltması gerekir.
Siyasetçinin görevi liderinin omzuna yeni yükler koymak değil, milletin güvenini güçlendirmektir.
Bu nedenle AK Parti içerisinde herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Ben bu davaya yük mü oluyorum, yoksa katkı mı sağlıyorum?”
Bugün parti içerisinde duyduğum “Ah Fatma Hanım, ah!” siteminin özünde de bence tam olarak bu var.
Ben kimsenin suçlu ilan edilmesinden yana değilim.
Benim gazetecilik anlayışımda iddia başka, gerçek başka, soruşturma başka, hüküm başkadır.
Ama siyasetin de bir sorumluluğu vardır. AK Parti, bu süreçte kimsenin siyasi kimliğine bakmadan, mağdur vatandaşın yanında durarak ve hukukun gereğini yerine getirerek çok güçlü bir mesaj verebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır savunduğu “milletin hakkını koruma” anlayışı ancak böyle bir sınavdan başarıyla çıkıldığında anlam kazanır.
Eğer yanlış yapan varsa, kim olursa olsun hesabı sorulmalı. Eğer mağdur varsa, mağduriyet giderilmeli.
Eğer kamu görevlisi görevini ihmal etmişse, bunun gereği yapılmalı.
Ve bütün bunlar hukuk içerisinde, adalet duygusunu zedelemeden gerçekleştirilmelidir.
Çünkü bugün AK Parti’nin ihtiyacı olan şey savunma refleksi değil, adalet refleksidir.
Ve belki de bugün AK Parti koridorlarında en çok duyulan o cümleyi farklı bir anlamla bitirmek gerekiyor.
Ah Fatma Hanım, ah!
Keşke bugün AK Parti’nin konuştuğu konu bir başarı hikayesi olsaydı. Keşke emek veren milyonlarca insanın gayretinin üzerine gölge düşmeseydi. Ama siyaset hatalarla da sınanır.
Önemli olan hatayı görmezden gelmek değil, gereğini yapacak cesareti gösterebilmektir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önündeki asıl sınav da budur.
Milletin hakkı söz konusu olduğunda, hiçbir isim vazgeçilmez değildir.
Devlet kalıcıdır.
Hukuk kalıcıdır.
Milletin emaneti kalıcıdır.
Siyasetçiler ise gelip geçicidir.