Sürgünden Stockholm’e Uzanan Bir Yaşam: Keya İzol Anlatıyor
Sürgünden Stockholm’e Uzanan Bir Yaşam: Keya İzol Anlatıyor
Siverek’ten Stockholm’e uzanan sürgün yaşamını anlatan Kürt yazar ve aktivist Keya İzol, Avrupa’daki Kürt diasporasının çözüm sürecine dair beklentilerini, memleket özlemini ve kimlik mücadelesini İhsan Yılmaz’a anlattı. İzol, sürgünün yalnızca bir göç değil; dil, kültür ve aidiyetle verilen uzun bir mücadele olduğunu söyledi.
Röportaj: İhsan YILMAZ
İsveç’in Stockholm kentinde yaşayan Kürt aktivist, yazar ve Kürtçe öğretmeni Keya İzol ile sürgün yaşamını, Avrupa’daki Kürt diasporasının çözüm sürecine bakışını ve memleket özlemini konuştuk.
Sayın İzol, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Siverek doğumluyum. Uzun yıllardır İsveç’in Stockholm kentinde yaşıyorum. Kürt dili, kültürü ve insan hakları alanında çalışmalar yürütüyorum. Aynı zamanda Kürtçe öğretmenliği yaptım, çeşitli kültürel kurumlarda görev aldım. Avrupa’daki Kürt diasporasının örgütlenme çalışmalarında yer aldım.
Sürgün hayatınız nasıl başladı?
Benim için sürgün hayatı 24 Şubat 1974 tarihinde başladı. O gün Türkiye’den ayrılarak İsveç’e gitmek üzere yola çıktım. Aktarmalı uçuşla önce Kopenhag’a, ardından Stockholm’e ulaştım. O yolculuk aslında yalnızca bir ülke değişikliği değildi; aynı zamanda yeni bir hayatın başlangıcıydı.
İlk yıllar oldukça zordu. Dilini bilmediğiniz, kültürünü tanımadığınız bir ülkede yaşamak kolay değil. İnsan bazen kendisini yalnız hissediyor. Ancak bütün zorluklara rağmen Stockholm’de yeni bir yaşam kurmayı başardım.

İsveç’teki yaşamınız nasıl şekillendi?
İsveç’e yerleştikten sonra Kürt kültürü ve dili üzerine yoğunlaştım. Kürt derneklerinde, kültürel etkinliklerde ve çeşitli platformlarda çalışmalar yürüttüm. Özellikle Avrupa’da doğan yeni kuşak Kürt çocuklarının anadillerini unutmaması gerektiğine inandım.
Bu nedenle Kürtçe eğitim çalışmalarına önem verdim. Çünkü bir halkın dili yaşarsa kültürü de yaşar.

“Ji Sîwêrekê Heta Stockholmê” adlı kitabınızı yazmaya nasıl karar verdiniz?
Bu kitap aslında sadece benim hikâyem değil. Siverek’ten Stockholm’e uzanan yolculuğumu anlatırken, Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan binlerce Kürdün yaşadıklarını da anlatmaya çalıştım.
Kitapta sürgünlük, aidiyet, kimlik arayışı, memleket özlemi ve yeni bir ülkede tutunma mücadelesi gibi konular yer alıyor. Çünkü sürgün sadece bir coğrafyadan ayrılmak değildir; insanın bazen çocukluğunu, hatıralarını ve geçmişini de geride bırakmasıdır.

Avrupa’da yaşayan Kürtler çözüm sürecini nasıl karşıladı?
2013-2015 yılları arasında yürütülen çözüm süreci Avrupa’daki Kürtler arasında büyük bir umut yarattı. Çünkü ilk kez Kürt sorunu bu kadar açık biçimde konuşuluyordu.
İnsanlar anadilde eğitim, kültürel haklar ve demokratik çözüm konusunda ciddi beklentiler taşıyordu. Avrupa’daki Kürtler süreci dikkatle takip etti. Barışın mümkün olabileceğine dair güçlü bir inanç oluşmuştu.
Diasporanın çözüm sürecinden beklentileri nelerdi?
En temel beklenti kalıcı barıştı. Bunun yanında Kürt kimliğinin tanınması, demokratik hakların genişletilmesi ve çatışmalı sürecin sona ermesi isteniyordu.
Ayrıca Avrupa’daki Kürt toplulukları ile Türkiye arasında daha sağlıklı bir diyalog zemininin oluşması da önemli beklentiler arasındaydı.
Sürecin sona ermesi Avrupa’daki Kürtleri nasıl etkiledi?
Açıkçası büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. İnsanlar yıllardır özlemini duydukları barışın gerçekleşeceğine inanmıştı. Sürecin sona ermesiyle birlikte bu umutların önemli bir kısmı da zedelendi.
Bu nedenle İsveç başta olmak üzere Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde birçok yürüyüş, panel ve dayanışma etkinliği düzenlendi.

Bugün Avrupa’daki Kürt diasporasının rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Avrupa’daki Kürtler artık sadece göçmen topluluklar değil. Aynı zamanda kültürel, toplumsal ve siyasi bir güç konumundalar.
Diaspora; Kürt dilini yaşatıyor, insan hakları ihlallerini dünya kamuoyuna duyuruyor, kültürel çalışmaları destekliyor ve demokratik çözüm taleplerini uluslararası platformlara taşıyor.
Bugün yürüttüğümüz çalışmaların temel amacı da budur: Kimliğimizi korumak, kültürümüzü yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak.
Son olarak ne söylemek istersiniz?
Sürgün bazen insanın kaderi olabilir. Ancak insan nerede yaşarsa yaşasın köklerini unutmamalıdır. Bizler Stockholm’de yaşasak da Siverek’i, Diyarbakır’ı, Mardin’i ve doğup büyüdüğümüz toprakları yüreğimizde taşımaya devam ediyoruz.
Çünkü memleket bazen bir şehir değil, insanın içinde taşıdığı en uzun özlemdir.

Diyarbakır HABERİ
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

