Son dönemde yayımlanan birçok kamuoyu araştırmasında DEM Parti'nin oy oranının yüzde 7-8 bandında gösterilmesi, parti açısından üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. Elbette her anket mutlak doğru değildir. Ancak farklı araştırma şirketlerinin birbirine yakın sonuçlar açıklaması, ortaya çıkan eğilimin dikkate alınmasını zorunlu hale getiriyor.
Bir zamanlar Türkiye siyasetinde yüzde 12'lere kadar ulaşan bir seçmen desteğine sahip olan bir siyasi hareketin bugün yüzde 7 seviyelerinde konuşuluyor olması, sadece rakamsal bir düşüş değil, aynı zamanda toplumsal bir mesajdır. Seçmen bazen meydanlarda konuşur, bazen sandıkta konuşur, bazen de anketlerde sessiz bir uyarı verir. Önemli olan o mesajı doğru okuyabilmektir.
Asıl soru şudur:
DEM Parti yönetimi ve siyasetçileri bu tabloyu gerçekten ciddiye alıyor mu?
Yoksa yıllardır alışılmış olan "çantada keklik seçmen" anlayışıyla hareket etmeye devam mı ediyor?
Bölge insanının önemli bir bölümü artık eski seçmen refleksleriyle hareket etmiyor. Genç kuşaklar farklı düşünüyor, farklı beklentiler taşıyor. Ekonomik sorunlar, işsizlik, göç, eğitim, sosyal yaşam ve yerel yönetim hizmetleri gibi konular seçmenin öncelikleri arasında daha fazla yer tutmaya başladı.
Sadece kimlik siyaseti üzerinden yürütülen söylemlerin artık eski karşılığı bulamadığını görmek gerekiyor.
Bugün Diyarbakır'da, Van'da, Mardin'de, Batman'da, Şırnak'ta ve bölgenin birçok kentinde insanlar günlük hayatın sorunlarıyla mücadele ediyor. Gençler iş arıyor, aileler geçim derdinde, çiftçi üretim maliyetleri altında eziliyor. Seçmen doğal olarak siyasetin bu sorunlara ne kadar çözüm ürettiğine bakıyor.
DEM Parti'nin son yıllarda özellikle yerel yönetimlerde ortaya koyduğu performans da tartışmaların odağında bulunuyor. Seçmen sadece söyleme değil, hizmete de bakıyor. Verilen sözlerin ne kadarının yerine getirildiğini sorguluyor.
Bir diğer önemli başlık ise çözüm süreci ve yeni siyasi iklim tartışmalarıdır.
Türkiye'de son dönemde yeniden konuşulmaya başlanan demokratikleşme, toplumsal barış ve Kürt meselesinin çözümüne ilişkin tartışmalar, DEM Parti açısından hem önemli bir fırsat hem de ciddi bir sınav anlamına geliyor.
Toplumun geniş kesimleri artık sürekli gerilim üreten değil, çözüm üreten bir siyaset görmek istiyor. Sürekli mağduriyet anlatan değil, gelecek vizyonu ortaya koyan bir siyaset dili bekliyor.
Tam da bu noktada DEM Parti'nin kendisine şu soruları sorması gerekiyor:
Neden oy kaybediyoruz?
Neden genç seçmen uzaklaşıyor?
Neden kararsız seçmen sayısı artıyor?
Neden geçmişte bize oy veren bazı seçmenler bugün başka alternatifleri değerlendiriyor?
Bu sorulara samimi cevaplar verilmeden hiçbir siyasi hareket kalıcı başarı elde edemez.
Siyasette en büyük hata, seçmenin desteğini garanti görmek ve eleştirileri küçümsemektir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Kendisini sorgulamayan, değişen toplumsal beklentileri okuyamayan her siyasi yapı zamanla küçülmeye mahkûm olmuştur.
Belki de bugün DEM Parti açısından en büyük ihtiyaç, rakiplerini eleştirmekten önce kendi muhasebesini yapabilmektir.
Çünkü seçmen bazen yüksek sesle değil, sessizce uzaklaşır.
Ve siyaset, çoğu zaman o sessizliğin fark edilmediği günlerde kaybedilir.
İktidar partileri de, muhalefet partileri de, DEM Parti de aynı gerçekle yüzleşmek zorundadır: Hiçbir seçmen kitlesi sonsuza kadar kimsenin çantasında değildir.
Demokrasi, her seçimde yeniden kazanılması gereken bir güven ilişkisidir.
