Türkiye'de siyaset konuşulurken en çok sorulan sorulardan biri artık şu: CHP gerçekten iktidar alternatifi olabiliyor mu? Hatta bunun da ötesinde, CHP ana muhalefet görevini hakkıyla yerine getirebiliyor mu?
Uzun yıllardır seçim kaybeden, toplumun geniş kesimlerine güven veren güçlü bir alternatif oluşturamayan CHP'nin bugün yaşadığı kriz, yalnızca bugünün meselesi değildir. Bu, yılların birikimi olan siyasal tercihlerin doğal sonucudur.
Bana göre CHP'nin en kritik kırılma noktalarından biri, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına destek verdiği dönemdi. O gün atılan imza yalnızca Kürt siyasetini hedef alan bir siyasal hamle olarak görülmedi; aynı zamanda CHP'nin kendi geleceğini de zora sokan tarihi bir karar olarak hafızalara kazındı. O süreçte iktidarın politikalarına ortak görüntü vermesi, CHP'nin muhalefet kimliğini tartışmalı hale getirdi.
Muhalefet; yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Muhalefet, toplumun ekonomik sıkıntılarına çözüm üretmek, hukukun üstünlüğünü savunmak, demokrasiyi güçlendirmek, farklı kimliklerin haklarını güvence altına almak ve vatandaşın önüne umut veren bir gelecek koyabilmektir.
Bugün Türkiye'de ekonomik kriz, adalet tartışmaları, ifade özgürlüğü sorunları, kutuplaşma ve kimlik siyaseti her zamankinden daha fazla konuşuluyor. Böyle bir tabloda ana muhalefetin görevi, toplumun her kesimini kapsayan yeni bir siyasal dil üretmektir.
Peki CHP bunu başarabiliyor mu?
Eleştirilerin önemli bir bölümü, partinin hâlâ devletçi, merkeziyetçi ve tekçi anlayışın gölgesinden tam anlamıyla çıkamadığı yönündedir. Özellikle Kürt meselesinde ortaya konulan politikaların tutarlı ve güven verici olmadığı sıkça dile getirilmektedir. Bir yandan demokrasi ve eşit yurttaşlık söylemleri öne çıkarılırken, diğer yandan milliyetçi reflekslerle şekillenen çıkışlar, toplumun önemli bir bölümünde güven bunalımı oluşturmaktadır.
Muhalefetin görevi, iktidarı "yeterince milliyetçi olmamakla" eleştirmek değildir. Muhalefetin görevi, hukuk devleti, özgürlükler ve demokratik standartlar konusunda daha ileri bir vizyon ortaya koymaktır. Aksi halde iktidarın söylemini tekrar eden bir muhalefetin seçmene yeni bir umut sunması mümkün değildir.
Bu nedenle birçok Kürt seçmenin CHP'ye yönelik beklentisi de zaman zaman tartışma konusu olmaktadır. CHP'nin geçmiş politikaları ve bugünkü yaklaşımı dikkate alındığında, bazı çevreler bu beklentiyi "Stockholm sendromu" benzetmesiyle eleştirmektedir. Bu benzetme sert olsa da, CHP'nin Kürt seçmenle kurduğu ilişkinin neden sürekli sorgulandığını anlamak açısından dikkat çekicidir.
Türkiye'nin ihtiyacı güçlü bir demokrasidir. Bunun yolu ise güçlü bir iktidarın yanında güçlü, ilkeli ve tutarlı bir muhalefetten geçmektedir. Muhalefet, yalnızca seçim dönemlerinde değil, her gün toplumun sesi olmalıdır.
Bugün gelinen noktada CHP'nin önünde iki yol bulunmaktadır. Ya geçmişin yüklerinden kurtularak demokrasi, hukuk ve toplumsal barış temelinde yeni bir siyaset inşa edecek ya da yıllardır süren kimlik bunalımı içinde erimeye devam edecektir.
Sorulması gereken soru artık şudur:
CHP gerçekten değişmeye hazır mı, yoksa geçmişin gölgesinde siyaset yapmayı sürdürecek mi?
Bu sorunun cevabını ise önümüzdeki süreçte yalnızca CHP yönetimi değil, toplumun vereceği siyasi destek de belirleyecektir.