Amerikalı diplomat, yazar ve eski Birleşmiş Milletler görevlisi Peter W. Galbraith'in bir Kürt televizyon kanalına yaptığı açıklamalar, Ortadoğu siyasetinin acı gerçeklerini bir kez daha gözler önüne serdi.
Galbraith, "Trump Kürt halkına üç kez ihanet etti. Kürtler Trump liderliğindeki Amerika'ya güvenmemeli, kendi güçlerine güvenmelidir" diyerek aslında sadece Donald Trump'ı değil, yıllardır Kürtler üzerinden politika üreten büyük güçleri de işaret etti.
Tarih boyunca Kürtler, bölgesel ve küresel güçlerin vaatleri ile gerçek politikaları arasındaki derin uçurumun bedelini ağır şekilde ödedi. Ne zaman bir savaş çıktıysa, ne zaman Ortadoğu yeniden şekillendirilmeye çalışıldıysa, Kürtler çoğu zaman sahada mücadele eden güç olarak görüldü. Ancak masaya oturulduğunda çoğu zaman yalnız bırakıldı.
Galbraith'in sözleri bu nedenle önemlidir. Çünkü bu sözler, Amerika'nın içinden gelen bir itiraftır.
2017 yılında Irak Kürdistan Bölgesi'nde yapılan bağımsızlık referandumu sonrasında Kerkük'ün kaybedilmesi, Kürt hafızasında derin izler bıraktı. Kürtler, yıllarca birlikte hareket ettikleri güçlerden bekledikleri desteği göremedi. Ardından Suriye'de IŞİD'e karşı verilen mücadelede binlerce Kürt hayatını kaybetti. Ancak savaşın dengeleri değişince müttefiklik söylemleri de hızla değişti.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormak gerekiyor:
Kürtler gerçekten kime güvenmeli?
Bir halkın kaderi başka başkentlerde yazılan senaryolara bağlanabilir mi?
Washington'un, Moskova'nın, Brüksel'in ya da başka güç merkezlerinin çıkarları değiştiğinde verilen sözlerin de değişmeyeceğinin garantisi var mı?
Ortadoğu'nun yakın tarihi bunun tam tersini gösteriyor.
Büyük devletlerin dostlukları kalıcı değildir; kalıcı olan çıkarlarıdır. Devletler duygularla değil, çıkar hesaplarıyla hareket eder. Bu gerçek bazen acı olsa da kabul edilmesi gereken bir gerçektir.
Kürtlerin geleceği de herhangi bir liderin, herhangi bir devlet başkanının ya da herhangi bir küresel gücün iki dudağı arasına bırakılmamalıdır. Kürtlerin en büyük güvencesi kendi toplumsal birlikleri, siyasi akılları, kurumları ve halk iradesidir.
Elbette uluslararası ilişkiler önemlidir. Dünyadan kopuk bir siyaset düşünülemez. Ancak dostluk ile bağımlılık arasındaki çizgiyi iyi görmek gerekir. Bir halkın özgüveni, başka ülkelerin vaatlerinden daha değerlidir.
Peter Galbraith'in sözleri bu nedenle sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda bir uyarıdır.
Belki de Kürtlerin son yüz yıllık deneyiminin özeti tek cümlede saklıdır:
"Başkalarına yaslanarak değil, kendi gücüne dayanarak ayakta kalabilirsin."
Ortadoğu'nun değişen dengelerinde Kürtler için en sağlam dayanak yine Kürtlerin kendi iradesi, kendi birliği ve kendi geleceğine sahip çıkma kararlılığı olacaktır.
Anasayfa
Yazarlar
İhsan Yılmaz
Yazı Detayı
Bu yazı 451 kez okundu.
Kürtler Kime Güvenmeli?
Amerikalı diplomat, yazar ve eski Birleşmiş Milletler görevlisi Peter W. Galbraith'in bir Kürt televizyon kanalına yaptığı açıklamalar, Ortadoğu siyasetinin acı gerçeklerini bir kez daha gözler önüne serdi.
Galbraith, "Trump Kürt halkına üç kez ihanet etti. Kürtler Trump liderliğindeki Amerika'ya güvenmemeli, kendi güçlerine güvenmelidir" diyerek aslında sadece Donald Trump'ı değil, yıllardır Kürtler üzerinden politika üreten büyük güçleri de işaret etti.
Tarih boyunca Kürtler, bölgesel ve küresel güçlerin vaatleri ile gerçek politikaları arasındaki derin uçurumun bedelini ağır şekilde ödedi. Ne zaman bir savaş çıktıysa, ne zaman Ortadoğu yeniden şekillendirilmeye çalışıldıysa, Kürtler çoğu zaman sahada mücadele eden güç olarak görüldü. Ancak masaya oturulduğunda çoğu zaman yalnız bırakıldı.
Galbraith'in sözleri bu nedenle önemlidir. Çünkü bu sözler, Amerika'nın içinden gelen bir itiraftır.
2017 yılında Irak Kürdistan Bölgesi'nde yapılan bağımsızlık referandumu sonrasında Kerkük'ün kaybedilmesi, Kürt hafızasında derin izler bıraktı. Kürtler, yıllarca birlikte hareket ettikleri güçlerden bekledikleri desteği göremedi. Ardından Suriye'de IŞİD'e karşı verilen mücadelede binlerce Kürt hayatını kaybetti. Ancak savaşın dengeleri değişince müttefiklik söylemleri de hızla değişti.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormak gerekiyor:
Kürtler gerçekten kime güvenmeli?
Bir halkın kaderi başka başkentlerde yazılan senaryolara bağlanabilir mi?
Washington'un, Moskova'nın, Brüksel'in ya da başka güç merkezlerinin çıkarları değiştiğinde verilen sözlerin de değişmeyeceğinin garantisi var mı?
Ortadoğu'nun yakın tarihi bunun tam tersini gösteriyor.
Büyük devletlerin dostlukları kalıcı değildir; kalıcı olan çıkarlarıdır. Devletler duygularla değil, çıkar hesaplarıyla hareket eder. Bu gerçek bazen acı olsa da kabul edilmesi gereken bir gerçektir.
Kürtlerin geleceği de herhangi bir liderin, herhangi bir devlet başkanının ya da herhangi bir küresel gücün iki dudağı arasına bırakılmamalıdır. Kürtlerin en büyük güvencesi kendi toplumsal birlikleri, siyasi akılları, kurumları ve halk iradesidir.
Elbette uluslararası ilişkiler önemlidir. Dünyadan kopuk bir siyaset düşünülemez. Ancak dostluk ile bağımlılık arasındaki çizgiyi iyi görmek gerekir. Bir halkın özgüveni, başka ülkelerin vaatlerinden daha değerlidir.
Peter Galbraith'in sözleri bu nedenle sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda bir uyarıdır.
Belki de Kürtlerin son yüz yıllık deneyiminin özeti tek cümlede saklıdır:
"Başkalarına yaslanarak değil, kendi gücüne dayanarak ayakta kalabilirsin."
Ortadoğu'nun değişen dengelerinde Kürtler için en sağlam dayanak yine Kürtlerin kendi iradesi, kendi birliği ve kendi geleceğine sahip çıkma kararlılığı olacaktır.
Ekleme
Tarihi: 12 Haziran 2026 -Cuma
Kürtler Kime Güvenmeli?
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.