Sönmez Oto Centr
İhsan Yılmaz
Köşe Yazarı
İhsan Yılmaz
 

Diyarbakır’da Baharın Gölgesinde Bir Gün

Bazen insan, kendinden kaçmak için değil… Kendini yeniden bulmak için yürür eski sokaklarda. Uzun zamandır içimde biriken yorgunluğu, suskunluğu ve biraz da yalnızlığı yanıma alıp Diyarbakır sokaklarına bıraktım kendimi. Baharın gelişiyle birlikte şehrin taş duvarlarına sinmiş o eski ruh yeniden canlanmıştı sanki. Güneş, Sur’un dar sokaklarına usulca düşerken, rüzgâr da Mezopotamya’nın bin yıllık hikâyelerini kulağıma fısıldıyordu. Adımlarım beni Balıkçılarbaşı’na götürdü. O eski çarşının içinde dolaşırken her dükkândan yükselen sesler birbirine karışıyordu. Bakırcıların çekiç sesleri, kahkahalar, satıcıların müşteriye seslenişi… Ama hepsinin içinde en baskın olan bir şey vardı: hayatın kendisi. Ve tam o anda… Kör Yusuf’un dükkânından yükselen o enfes baharat kokusu vurdu yüzüme. İnsan bazı kokuları unutmazmış. Çocukluğunu, gençliğini, eski dostlarını, yarım kalan sevdalarını hatırlatır bazı kokular. Kör Yusuf’un dükkânının önünde dururken, yıllardır içimde sakladığım bütün anılar bir anda canlandı sanki. Tarçın, sumak, karanfil ve kahvenin birbirine karıştığı o eski Diyarbakır kokusu… Bir şehri şehir yapan bazen sadece taş yapıları değil, hafızaya işleyen kokularıdır. Kalabalığın içine karıştım sonra. Yerli turistler, yabancı turistler, sırtında çanta taşıyan gençler, çocuklarının elini tutan anneler… Herkes aynı avlunun içinde başka bir hikâyenin kahramanı gibiydi. Ve ben, o kalabalığın ortasında yalnızlığımı ilk kez bu kadar huzurlu hissettim. Adımlarım beni Hasan Paşa Hanı’na götürdüğünde içimde tarif edilmez bir dinginlik vardı. O han… Sadece bir yapı değil aslında. Yüzyıllardır insanların yorgunluk bıraktığı, sevdalarını sakladığı, özlemlerini susturduğu bir zaman durağı gibi. Avlunun ortasındaki o yaşlı dut ağacı hâlâ dimdik ayakta duruyordu. Sanki yüzlerce yıllık hikâyelere tanıklık etmiş bir bilge gibi insanlara sessizce bakıyordu. Gökyüzünden süzülen kuş sesleri ise hanın taş duvarlarında yankılanarak insanın ruhuna işliyordu. Kendime kuytu bir köşe bulup oturdum. Bir kahve söyledim. Bazen insanın kendini ödüllendirmesi için büyük sebeplere ihtiyacı olmuyor. Yorulmuş bir ruhun sıcak bir kahveyle barışması yeterli olabiliyor. Kahvemden ilk yudumu aldığım sırada, geçmişten gelen bir ses gibi bir “Merhaba” duyuldu yanı başımda. Eski bir dost… Hayat bazen insanı hiç ummadığı anda geçmişiyle karşılaştırıyor. O an, kahvenin tadı değişiyor, zaman yavaşlıyor, insanın içindeki bütün kırgınlıklar kısa süreliğine susuyor. Biz konuşurken han yaşamaya devam ediyordu. Bir köşede fotoğraf çeken turistler… Bir masada tavla sesleri… Bir başka tarafta sessizce birbirine bakan yaşlı bir çift… Ve bütün bu insan kalabalığının üstünde durmadan ötüşen kuşlar… O kuş seslerinde garip bir huzur vardı. Sanki şehir, bütün acılarını kuşların kanadına yükleyip gökyüzüne bırakıyordu. Hasan Paşa Hanı’nın tam ortasında otururken şunu düşündüm: Bazı şehirler insana sadece yaşadığını hissettirir… Ama Diyarbakır insana, yaşarken aynı zamanda hatırlamayı öğretir. Taşların dili vardır burada. Surlar konuşur. Hanlar susarak anlatır kendini. Ve insanlar… Ne kadar kalabalık olursa olsun, herkes biraz yalnızdır bu şehirde. Uzun süren o oturuşun ardından yeniden yürümeye başladım Balıkçılarbaşı’nın içinde. Akşam olmuştu artık. Sokak lambaları eski taş duvarlara vuruyor, dükkânların kepenkleri yavaş yavaş kapanıyordu. Günün telaşı yerini ağır bir gece huzuruna bırakıyordu. Baharın serinliği omuzlarıma çökerken içimde tuhaf bir dinginlik vardı. Şehir yorulmuştu. Ben de… Tam o sırada gazeteci dostum Hozan Adar yetişti yanıma. Arabaya binerken son kez dönüp baktım Hasan Paşa Hanı’na. Kuşlar hâlâ ötüyordu. Ve ben o an anladım… Bazı şehirlerden ayrılırsın ama ruhun orada kalır. Diyarbakır da insanın ruhunu kendinde bırakan şehirlerden biridir.
Ekleme Tarihi: 12 Mayıs 2026 -Salı
İhsan Yılmaz

Diyarbakır’da Baharın Gölgesinde Bir Gün

Bazen insan, kendinden kaçmak için değil…

Kendini yeniden bulmak için yürür eski sokaklarda.

Uzun zamandır içimde biriken yorgunluğu, suskunluğu ve biraz da yalnızlığı yanıma alıp Diyarbakır sokaklarına bıraktım kendimi. Baharın gelişiyle birlikte şehrin taş duvarlarına sinmiş o eski ruh yeniden canlanmıştı sanki. Güneş, Sur’un dar sokaklarına usulca düşerken, rüzgâr da Mezopotamya’nın bin yıllık hikâyelerini kulağıma fısıldıyordu.

Adımlarım beni Balıkçılarbaşı’na götürdü.

O eski çarşının içinde dolaşırken her dükkândan yükselen sesler birbirine karışıyordu. Bakırcıların çekiç sesleri, kahkahalar, satıcıların müşteriye seslenişi… Ama hepsinin içinde en baskın olan bir şey vardı: hayatın kendisi.

Ve tam o anda…

Kör Yusuf’un dükkânından yükselen o enfes baharat kokusu vurdu yüzüme.

İnsan bazı kokuları unutmazmış.

Çocukluğunu, gençliğini, eski dostlarını, yarım kalan sevdalarını hatırlatır bazı kokular. Kör Yusuf’un dükkânının önünde dururken, yıllardır içimde sakladığım bütün anılar bir anda canlandı sanki. Tarçın, sumak, karanfil ve kahvenin birbirine karıştığı o eski Diyarbakır kokusu… Bir şehri şehir yapan bazen sadece taş yapıları değil, hafızaya işleyen kokularıdır.

Kalabalığın içine karıştım sonra.

Yerli turistler, yabancı turistler, sırtında çanta taşıyan gençler, çocuklarının elini tutan anneler… Herkes aynı avlunun içinde başka bir hikâyenin kahramanı gibiydi. Ve ben, o kalabalığın ortasında yalnızlığımı ilk kez bu kadar huzurlu hissettim.

Adımlarım beni Hasan Paşa Hanı’na götürdüğünde içimde tarif edilmez bir dinginlik vardı.

O han…

Sadece bir yapı değil aslında.

Yüzyıllardır insanların yorgunluk bıraktığı, sevdalarını sakladığı, özlemlerini susturduğu bir zaman durağı gibi.

Avlunun ortasındaki o yaşlı dut ağacı hâlâ dimdik ayakta duruyordu. Sanki yüzlerce yıllık hikâyelere tanıklık etmiş bir bilge gibi insanlara sessizce bakıyordu. Gökyüzünden süzülen kuş sesleri ise hanın taş duvarlarında yankılanarak insanın ruhuna işliyordu.

Kendime kuytu bir köşe bulup oturdum.

Bir kahve söyledim.

Bazen insanın kendini ödüllendirmesi için büyük sebeplere ihtiyacı olmuyor. Yorulmuş bir ruhun sıcak bir kahveyle barışması yeterli olabiliyor.

Kahvemden ilk yudumu aldığım sırada, geçmişten gelen bir ses gibi bir “Merhaba” duyuldu yanı başımda.

Eski bir dost…

Hayat bazen insanı hiç ummadığı anda geçmişiyle karşılaştırıyor. O an, kahvenin tadı değişiyor, zaman yavaşlıyor, insanın içindeki bütün kırgınlıklar kısa süreliğine susuyor.

Biz konuşurken han yaşamaya devam ediyordu.

Bir köşede fotoğraf çeken turistler…

Bir masada tavla sesleri…

Bir başka tarafta sessizce birbirine bakan yaşlı bir çift…

Ve bütün bu insan kalabalığının üstünde durmadan ötüşen kuşlar…

O kuş seslerinde garip bir huzur vardı.

Sanki şehir, bütün acılarını kuşların kanadına yükleyip gökyüzüne bırakıyordu.

Hasan Paşa Hanı’nın tam ortasında otururken şunu düşündüm:

Bazı şehirler insana sadece yaşadığını hissettirir…

Ama Diyarbakır insana, yaşarken aynı zamanda hatırlamayı öğretir.

Taşların dili vardır burada.

Surlar konuşur.

Hanlar susarak anlatır kendini.

Ve insanlar…

Ne kadar kalabalık olursa olsun, herkes biraz yalnızdır bu şehirde.

Uzun süren o oturuşun ardından yeniden yürümeye başladım Balıkçılarbaşı’nın içinde.

Akşam olmuştu artık.

Sokak lambaları eski taş duvarlara vuruyor, dükkânların kepenkleri yavaş yavaş kapanıyordu. Günün telaşı yerini ağır bir gece huzuruna bırakıyordu. Baharın serinliği omuzlarıma çökerken içimde tuhaf bir dinginlik vardı.

Şehir yorulmuştu.

Ben de…

Tam o sırada gazeteci dostum Hozan Adar yetişti yanıma.

Arabaya binerken son kez dönüp baktım Hasan Paşa Hanı’na.

Kuşlar hâlâ ötüyordu.

Ve ben o an anladım…

Bazı şehirlerden ayrılırsın ama ruhun orada kalır.

Diyarbakır da insanın ruhunu kendinde bırakan şehirlerden biridir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.