Anasayfa
Yazarlar
İhsan Yılmaz
Yazı Detayı
Bu yazı 491 kez okundu.
CHP’de Derinleşen Kriz ve Siyasetin Yol Ayrımı
Türkiye siyasetinde bazı kırılma anları vardır. Yıllar geçse de o dönemler unutulmaz, tartışılır ve siyasi hafızada derin izler bırakır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Kurultayı da şimdiden böyle bir dönemin merkezine oturmuş durumda. Günlerdir, aylardır kamuoyunda tartışılan iddialar, kulislerde konuşulan pazarlıklar ve parti içindeki derin ayrışmalar artık yalnızca CHP’nin meselesi olmaktan çıkmış; Türkiye siyasetinin önemli başlıklarından biri haline gelmiştir.
Bizler daha önce de defalarca yazdık. CHP’nin 38. Kurultayı’nın, Ekrem İmamoğlu ve etrafındaki “Zoom siyaseti” ile şekillendiğini, delegeler üzerinde kurulan etkinin parti tarihinde kara bir leke olarak anılacağını ifade ettik. Çünkü siyaset yalnızca kazanmak değildir; nasıl kazandığınız da önemlidir. Demokrasiye inanan bir partinin kendi iç demokrasi sınavını tartışmalı bir zeminde vermesi, doğal olarak toplumun vicdanında soru işaretleri oluşturmuştur.
Bugün gelinen noktada ise uzun süren bir sabrın ardından adaletin yerini bulduğu yönünde ciddi bir kanaat oluşmuş durumda. Yaşanan tartışmaların ardından Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar dikkat çekiciydi. Çünkü Kılıçdaroğlu, kendisine yönelik ağır eleştirilere rağmen rövanşist bir dil kullanmadı. Aksine daha sağduyulu, daha kucaklayıcı ve daha bütünleştirici bir siyasal üslup ortaya koydu.
Aslında Türkiye siyasetinin en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur: öfke değil sağduyu, ayrıştırma değil birleştirme dili.
CHP’nin bugün yaşadığı kriz yalnızca bir liderlik krizi değildir. Aynı zamanda ideolojik bir savrulmanın, parti kültüründeki dönüşümün ve siyaset anlayışındaki değişimin de sonucudur. Parti içinde uzun süredir sosyal demokrat çizgiden uzaklaşıldığı yönündeki eleştiriler giderek daha yüksek sesle dile getiriliyordu. Özellikle belediyeler üzerinden şekillenen güç mücadeleleri, siyasetin ilke merkezli değil ekip merkezli yürütülmeye başlandığı eleştirilerini beraberinde getirdi.
Oysa CHP’nin tarihsel misyonu yalnızca seçim kazanmak değildir. CHP, Türkiye’de sosyal demokrasinin taşıyıcısı olma iddiasındaki bir partidir. Emekçinin, yoksulun, adalet arayanların sesi olma sorumluluğu vardır. Ancak son yıllarda parti içerisinde kişisel kariyer hesaplarının, ideolojik duruşun önüne geçtiği yönünde ciddi bir toplumsal algı oluştu.
Bugün yaşanan tartışmalar belki de bu nedenle önemlidir.
Çünkü bu süreç doğru okunursa CHP açısından yeniden toparlanma fırsatına dönüşebilir. Parti içi hesaplaşmaların sonunda daha şeffaf, daha ilkeli ve daha demokratik bir yapı kurulabilirse; bu yalnızca CHP’ye değil Türkiye demokrasisine de katkı sunacaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemde ortaya koyduğu sakin tavır da bu açıdan dikkat çekiyor. Uzlaşmacı dili, tabanı yeniden ortak zeminde buluşturma çabası ve “herkesi kapsayan siyaset” vurgusu önemli bir mesaj niteliği taşıyor. Çünkü siyaset kişisel hırslarla değil toplumsal sorumluluk bilinciyle yapılmalıdır.
Elbette bu zeminin oluşmasında herkesin sorumluluğu vardır. Sadece genel merkez değil; belediye başkanları, parti yöneticileri, delegeler ve taban da yaşananlardan ders çıkarmalıdır. CHP’nin kendi içindeki demokratik tartışmayı sağlıklı biçimde yürütmesi, Türkiye’de muhalefetin geleceği açısından da belirleyici olacaktır.
Ben şahsen bu sürecin, CHP içerisinde sol ve sosyal demokrat ilkelerin yeniden güçlenmesine katkı sunabileceğini düşünüyorum. Çünkü krizler bazen çöküş değil yeniden doğuş fırsatı yaratır. Eğer doğru değerlendirilirse, bugün yaşanan sancılar yarının daha güçlü bir siyasal yapısının temelini oluşturabilir.
Türkiye’nin kutuplaşmadan yorulduğu bir dönemde siyaset kurumunun daha olgun, daha yapıcı ve daha halk odaklı bir çizgiye dönmesi gerekiyor. CHP’nin önünde şimdi tarihi bir sınav vardır. Ya iç çekişmelerle daha fazla yıpranacak ya da bu krizden ders çıkararak yeniden toplumsal güven inşa edecektir.
Bu vesileyle Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na da başarılar diliyorum. Türkiye siyasetinin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey; sağduyu, demokratik olgunluk ve toplumsal barışı güçlendiren bir siyaset anlayışıdır.
Ekleme
Tarihi: 21 Mayıs 2026 -Perşembe
CHP’de Derinleşen Kriz ve Siyasetin Yol Ayrımı
Türkiye siyasetinde bazı kırılma anları vardır. Yıllar geçse de o dönemler unutulmaz, tartışılır ve siyasi hafızada derin izler bırakır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Kurultayı da şimdiden böyle bir dönemin merkezine oturmuş durumda. Günlerdir, aylardır kamuoyunda tartışılan iddialar, kulislerde konuşulan pazarlıklar ve parti içindeki derin ayrışmalar artık yalnızca CHP’nin meselesi olmaktan çıkmış; Türkiye siyasetinin önemli başlıklarından biri haline gelmiştir.
Bizler daha önce de defalarca yazdık. CHP’nin 38. Kurultayı’nın, Ekrem İmamoğlu ve etrafındaki “Zoom siyaseti” ile şekillendiğini, delegeler üzerinde kurulan etkinin parti tarihinde kara bir leke olarak anılacağını ifade ettik. Çünkü siyaset yalnızca kazanmak değildir; nasıl kazandığınız da önemlidir. Demokrasiye inanan bir partinin kendi iç demokrasi sınavını tartışmalı bir zeminde vermesi, doğal olarak toplumun vicdanında soru işaretleri oluşturmuştur.
Bugün gelinen noktada ise uzun süren bir sabrın ardından adaletin yerini bulduğu yönünde ciddi bir kanaat oluşmuş durumda. Yaşanan tartışmaların ardından Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar dikkat çekiciydi. Çünkü Kılıçdaroğlu, kendisine yönelik ağır eleştirilere rağmen rövanşist bir dil kullanmadı. Aksine daha sağduyulu, daha kucaklayıcı ve daha bütünleştirici bir siyasal üslup ortaya koydu.
Aslında Türkiye siyasetinin en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur: öfke değil sağduyu, ayrıştırma değil birleştirme dili.
CHP’nin bugün yaşadığı kriz yalnızca bir liderlik krizi değildir. Aynı zamanda ideolojik bir savrulmanın, parti kültüründeki dönüşümün ve siyaset anlayışındaki değişimin de sonucudur. Parti içinde uzun süredir sosyal demokrat çizgiden uzaklaşıldığı yönündeki eleştiriler giderek daha yüksek sesle dile getiriliyordu. Özellikle belediyeler üzerinden şekillenen güç mücadeleleri, siyasetin ilke merkezli değil ekip merkezli yürütülmeye başlandığı eleştirilerini beraberinde getirdi.
Oysa CHP’nin tarihsel misyonu yalnızca seçim kazanmak değildir. CHP, Türkiye’de sosyal demokrasinin taşıyıcısı olma iddiasındaki bir partidir. Emekçinin, yoksulun, adalet arayanların sesi olma sorumluluğu vardır. Ancak son yıllarda parti içerisinde kişisel kariyer hesaplarının, ideolojik duruşun önüne geçtiği yönünde ciddi bir toplumsal algı oluştu.
Bugün yaşanan tartışmalar belki de bu nedenle önemlidir.
Çünkü bu süreç doğru okunursa CHP açısından yeniden toparlanma fırsatına dönüşebilir. Parti içi hesaplaşmaların sonunda daha şeffaf, daha ilkeli ve daha demokratik bir yapı kurulabilirse; bu yalnızca CHP’ye değil Türkiye demokrasisine de katkı sunacaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemde ortaya koyduğu sakin tavır da bu açıdan dikkat çekiyor. Uzlaşmacı dili, tabanı yeniden ortak zeminde buluşturma çabası ve “herkesi kapsayan siyaset” vurgusu önemli bir mesaj niteliği taşıyor. Çünkü siyaset kişisel hırslarla değil toplumsal sorumluluk bilinciyle yapılmalıdır.
Elbette bu zeminin oluşmasında herkesin sorumluluğu vardır. Sadece genel merkez değil; belediye başkanları, parti yöneticileri, delegeler ve taban da yaşananlardan ders çıkarmalıdır. CHP’nin kendi içindeki demokratik tartışmayı sağlıklı biçimde yürütmesi, Türkiye’de muhalefetin geleceği açısından da belirleyici olacaktır.
Ben şahsen bu sürecin, CHP içerisinde sol ve sosyal demokrat ilkelerin yeniden güçlenmesine katkı sunabileceğini düşünüyorum. Çünkü krizler bazen çöküş değil yeniden doğuş fırsatı yaratır. Eğer doğru değerlendirilirse, bugün yaşanan sancılar yarının daha güçlü bir siyasal yapısının temelini oluşturabilir.
Türkiye’nin kutuplaşmadan yorulduğu bir dönemde siyaset kurumunun daha olgun, daha yapıcı ve daha halk odaklı bir çizgiye dönmesi gerekiyor. CHP’nin önünde şimdi tarihi bir sınav vardır. Ya iç çekişmelerle daha fazla yıpranacak ya da bu krizden ders çıkararak yeniden toplumsal güven inşa edecektir.
Bu vesileyle Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na da başarılar diliyorum. Türkiye siyasetinin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey; sağduyu, demokratik olgunluk ve toplumsal barışı güçlendiren bir siyaset anlayışıdır.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
