İhsan Yılmaz
Köşe Yazarı
İhsan Yılmaz
 

KADINA YÖNELİK ŞİDDET NASIL ÖNLENİR?

Her gün en yakın gördükleri tarafından kadınlar yaralanıyor veya öldürülüyor. Başkalarından koruduklarımızı bizden kim koruyacak? Şiddet hiçbir zaman bir “kendini ifade” biçimi olamaz. Hele ki belirli bir cinsiyete veya türe karşı sistemli ve örgütlenmiş şiddet,  işlenen en ağır suçtur diyebiliriz. Peki, bu suç nasıl önlenir? Bundan kimler sorumlu? Tabi akla toplumsal yapıyı denetime alan devlet gelir. Devletin en öncelikli görevi ise; yurttaşlarının, özellikle de kadınların ve güçsüzlerin can güvenliğini ve insan haklarının temeli olan “yaşama hakkı” nı “güvence” ye almaktır. Bu arada; erkeklerin kadınlara yönelik “şiddet” kullanma eğilimini etkisizleştirecek ekonomik, sosyal ve psikolojik ortamı hazırlamak da aynı şekilde çağdaş devletin yurttaşlarına karşı en temel “sorumluluğu” dur. Kadına yönelik şiddetin son zamanlarda yoğunlaştığı gözlenmektedir. Ülkemizde, her beş kadından ikisi, yaşamının bir döneminde şiddete maruz kalmıştır. Bu olgunun değişik nedenleri olmakla birlikte en önemli sebep; “kadın-erkek eşitsizliği” dir. Türkiye’de kadınların TBMM’deki temsil oranı yüzde 17.3, çalışma hayatına katılımı da yüzde 30.5’dır. Bunun anlamı; milletvekillerinin yüzde 83.7’si erkek, aynı şekilde çalışan nüfusun da yüzde 69.5’i erkektir. Bu tablo; “kadın-erkek eşitsizliği” nin çarpıcı bir göstergesidir. Diyarbakır'da yapılan bir araştırmaya göre, şiddet mağduru kadın alternatifsizlikten "bunu sineye çekmek zorunda" kalıyor. Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi tarafından 12-20 Temmuz 2023 tarihleri arasında yapılan araştırma kapsamında Diyarbakır'da 208 kadın ile online ya da yüz yüze görüşülmüş. "Kadına yönelik şiddetin boyutunu, şiddete dair algısını ve bu konudaki çözüm önerilerinin tespit edilmesi" amacına yönelik araştırmaya katılan kadınların yarısından fazlası genç nüfus kategorisindeydi. Yüzde 14,4'ü 18-24, yüzde 37,5’i 25-34 yaş aralığında olan katılımcıların yüzde 54,8’i evli, yüzde 40,4’ü bekâr, yüzde 3,8’i boşanmış, yüzde 1’inin ise eşi ölmüş kişilerdi. Eğitim durumları incelendiğinde yüzde 8,7’si okuryazar değil, yüzde 8,7’si diplomasız okuryazar, yüzde 8,2’si ilkokul, yüzde 6,7’si ortaokul, yüzde 17,3’ü lise, yüzde 37,5’i lisans, yüzde 9,6’sı ön lisans ve yüzde 3,4’ü ise yüksek lisans mezunu oldukları beyan etti. Araştırma grubundaki kadınlara "gelir getiren bir işte çalışıyor musunuz?” sorusu yöneltildi. Buna göre katılımcıların yüzde 46,2’si evet, yüzde 53,8’i hayır yanıtını vermiştir. Bu soruyu destekleyen bir diğer soru ise çalışmama sebeplerine ilişkindir. Gelir getiren bir işte çalışmadığını ifade eden katılımcılara "çalışmıyorsanız neden?" sorusu yöneltildi. Buna göre katılımcıların yüzde 38,4’ü "ev ve çocuk sorumluluğum var", yüzde 17’si öğrenci, yüzde 13,4’ü "eşim İzin vermiyor" yanıtlarını vermişlerdir. Yöneltilen bu soruda görüşmecilerin bir kısmı, yaşamlarında kadınların bir çalışma kültürüne sahip olmadığını ifade ederken, görüşmecilerin bir diğer aktarımlarında ise; kadınların çalışmamasının nedeninin öznel yaşam pratiklerinden ziyade bir toplumsal öğreti olarak süregeldiğine dair ifadeler içermekteydi. "Gündelik yaşamda en çok maruz kaldığınız şiddet türü nedir?” sorusuna görüşmecilerin; yüzde 32,5’i "duygusal şiddet", yüzde 12’si "sokak ve mahalle baskısı", yüzde 11,2’si "aile baskısı" yanıtını verdi. Ayrıca yüzde 15,3’ü ise "hiç şiddete maruz kalmadığını" ifade etti. "Kim tarafından şiddete maruz kalıyorsunuz" sorusuna ise; yüzde 32,1’i "eşim", yüzde 12,8’i "patron", yüzde 9,7’si "mahalle sakinleri tarafından" yanıtını verdi. Anketin sonuçlarına göre şiddetin failleri yüksek bir oranla eşler iken, üç ayda bir düzenli aralıklarla yapılan araştırmanın sonuncusu, “1 Mart- 31 Mayıs Tarihleri Arasında Basına Yansıyan Kadına Şiddet Vakaları İncelemesi” raporunda da öldürülen kadınların failleri yüzde 37,5 ile evli ya da boşanmak aşamasındaki eşleri olarak ortaya çıkıyordu. Eşleri tarafından şiddete maruz kalan kadınlar aynı zamanda yüzde 5,6 oranında eşlerinin aileleri tarafından da şiddete maruz kaldıklarını ifade etti. Alternatifsizlik şiddeti kabullenme gerekçesi haline gelmekte "Şiddete uğradığınız halde içinde bulunduğunuz yaşamı devam ettirdiniz mi?” sorusuna katılımcıların yüzde 81,2'si "evet" yanıtını verdi. Katılımcılara yöneltilen "Evet ise; içinde bulunduğunuz yaşamı sürdürmeye devam etmedeki en önemli nedeniniz nedir?” sorusu da yöneltildiğinde ortaya çıkan sonuç düşündürücüydü. Evet diyenlerin yüzde 53,6’sı "Başka alternatifim olmadığı için", yüzde 16,8’i "Düzeleceğine olan inancımdan", yüzde 13,6’sı "Ailem dağılmasın/çocuklar sahipsiz kalmasın" yanıtını verdi. Katılımcılara "şiddete maruz kaldığınız zaman herhangi bir yerden yardım talep ettiniz mi?” sorusu da yöneltildi. Buna göre katılımcıların yüzde 83,8'inin yanıtı "hayır" idi. "Hayır ise neden?” sorusuna katılımcıların yüzde 27,1’i "ihtiyaç duymadığım için", yüzde 17,1’i "yapılan başvuruların bir işe yaramayacağını düşündüğüm için" ve yüzde 15,5’i ise "başka alternatifim olmadığı için" yanıtını verdi. Araştırma grubundaki kadınların medeni durumu ve yaşı fark etmeksizin en çok karşılaştıkları şiddet türlerini "duygusal şiddet", "aile baskısı", "sokak ve mahalle baskısı" olarak ifade etti. Bu şiddet türlerini ölçülebilir ya da ispata dayalı birer şiddet türü olarak görmediklerinden dolayı herhangi bir yere başvurma ihtiyacı duymamışlardı. Bununla beraber, kendi yaşam deneyimleri veya çevrelerindeki şiddet deneyimlerden de yola çıkarak herhangi bir güvenlik kurumuna başvuru ile bu sorunun çözülemeyeceğine yönelik bir inanç taşıdıkları da dikkat çekiciydi. Araştırmaya katılanlara "kendinizi en çok hangi mekânlarda tehlikede hissediyorsunuz?" sorusu da yöneltildi. Katılımcıların yüzde 47,6’sı "mekân fark etmeksizin akşam veya gece saatlerinde", yüzde 30,8’i "sokakta", yüzde 7,7’si "evde", yüzde 4,8’si ise "kamu kurumlarında (Karakol-adliye-hastane vs.)" yanıtını verdi. "Devletin kadına yönelik şiddet konusunda yeterli önlem aldığını düşünüyor musunuz?” sorusuna araştırma grubuna katılan görüşmecilerin; yüzde 94,2’si "hayır", yüzde 5,8’i "evet "yanıtını verdi. Hayır yanıtını veren görüşmecilere “Hayır ise neden?” sorusu yöneltildi. Buna  göre; görüşmecilerin yüzde 46,9’u "yeterli cezalar verilmiyor ve failler korunuyor", yüzde 26’sı "devlet politikalarının kadınlara gerekli önemi vermemesi", yüzde 13,8’i "fikrim yok", yüzde 5,6’sı "yasalar ve hukuki uygulamalar yetersiz", yüzde 4,1’ İstanbul Sözleşmesinin iptal edilmesi", yüzde 3,6’sı ise "kadın haklarının savunulmasında karşılaşılan ağır bürokrasi" yanıtlarını vermişlerdir. Araştırma grubuna katılanların en çok ortaklaştığı nokta ise; faillere yeterli cezaların verilmemesi ve bununla beraber alınan önlemlerin yeterli görülmediği yönündeydi. Görüşmeye katılan kadınlardan bir kısmının bizzat kendi yaşadıkları şiddet olayında başvurdukları karakollarda yaşadıkları olayın normal bir süreç olduğuna dair telkinler verilerek evlerine geri gönderildiği ifade etti. "İstanbul Sözleşmesini biliyor musunuz?” sorusuna ise araştırma grubundaki görüşmecilerin; yüzde 45,2’si "evet biliyorum", yüzde 34,1’i "hayır bilmiyorum", yüzde 20,7’si "biliyorum ama içeriğine hâkim değilim" yanıtını verdi. -Şiddet nasıl önlenir? Araştırma kapsamında, kadına yönelik şiddetin nasıl önlenebileceğine dair öneriyi kapsayan "sizce kadına yönelik şiddet nasıl önlenebilir?” sorusu yöneltildi. Katılımcıların yüzde 25,5’i "caydırıcı cezaların verilmesiyle", yüzde 13’ü "eğitimin aileden çocuklara verilmesiyle", yüzde 9,6’sı "ağırlaştırılmış müebbet cezalarının verilmesiyle", yüzde 7,7’si ise "devletin kadına yönelik bakış açısını değiştirmesiyle" yanıtlarını verdi. -Hangi davranış şiddet? Katılımcılara bağırmak, hakaret, lakap takmak, aşağılayıcı ifade kullanmak, kadının bedeniyle ilgili eleştiri ve tehdidin şiddet olup olmadığı soruldu. Gelen yanıtlar ortalama yüzde 90 ve üzeri “evet" oldu. "Eşi ya da partneri tarafından hayır denmesine rağmen cinsel ilişkiye ikna edilmesi şiddet midir?” sorusuna da katılımcıların yüzde 78,8’i “evet” yanıtı verdi. "İkna edilmesinin bir irade beyanı olduğunu" belirten kimi kadınların bunun bir şiddet olmadığını ifade etti. Fiziksel bir zorlamaya dair bir yaklaşım olmadığı müddetçe, güzel bir dille kadının ikna edilmesi şiddet türü olarak tanımlamayan yüzde 14,9 oranında bir kesim varken, yüzde 6,3’lük bir kesim ise bu konuda “kararsızım” dedi. "Kadının giyim kuşamına karışılması şiddet midir?” sorusuna katılımcıların yüzde 69,7’si “evet”, yüzde 21,6’sı "hayır", yüzde 8,7’si "kararsızım" yanıtını vermiştir. Giyim kuşama karışılmasının bir kıskançlık belirtisi olduğunu savunan bazı kadınların bu kıskançlığın bir sevgi ve sahiplenme belirtisi olduğunu da ifade ettiği gözlemlendi. -Neler yapılabilir? “Kadına Şiddetle Mücadele Günü“ olan 25 Kasım’dan önce, Türkiye; “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni TBMM’de onaylayan ilk ülke oldu. Bu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda atılan çok önemli bir adımdır. Ancak sadece sözleşmeyi imzalamak yeterli değildir. Esas olan; sözleşmedeki standartları yasalara ve uygulamalara zaman yitirmeden yansıtmaktır. Kadına şiddetin kaynağı; kadının eğitimsizliği, ekonomik bağımlılığı, işsizliği, örgütsüzlüğü, toplumsal duyarsızlık, ayrımcılık ve “erkek egemen” kültür ile “feodal” yapıdır. Bu nedenleri ortadan kaldırmak için; - Kadının eğitilmesi, birey ve kadın hakları konusunda bilinçlendirilmesi, - “Kocasının eline bakmayacak“ şekilde ekonomik özgürlüğe kavuşması, - Kadın istihdamının özendirilmesi, - İstihdam garantili “Kadın Beceri Kursları” nın yaygınlaştırılması, - Kadınların örgütlenmelerinin önünün açılması, - Kadın örgütlerinin mücadelesi, medya desteği ve toplumsal duyarlılık gerekiyor. Sonuç olarak: Kadına yönelik şiddet; hepimize uygulanan şiddettir. Bir bilge “bir toplumu tanımak istiyorsanız kadınların nasıl yaşadıklarına bakın” diyordu. Şiddetten arınmış bir toplumda cinsiyetlerin özgürce ifadesini bulması temennisiyle. Saygılarımla
Ekleme Tarihi: 11 Ağustos 2023 - Cuma
İhsan Yılmaz

KADINA YÖNELİK ŞİDDET NASIL ÖNLENİR?

Her gün en yakın gördükleri tarafından kadınlar yaralanıyor veya öldürülüyor.

Başkalarından koruduklarımızı bizden kim koruyacak?

Şiddet hiçbir zaman bir “kendini ifade” biçimi olamaz. Hele ki belirli bir cinsiyete veya türe karşı sistemli ve örgütlenmiş şiddet,  işlenen en ağır suçtur diyebiliriz. Peki, bu suç nasıl önlenir? Bundan kimler sorumlu?

Tabi akla toplumsal yapıyı denetime alan devlet gelir. Devletin en öncelikli görevi ise; yurttaşlarının, özellikle de kadınların ve güçsüzlerin can güvenliğini ve insan haklarının temeli olan “yaşama hakkı” nı “güvence” ye almaktır.

Bu arada; erkeklerin kadınlara yönelik “şiddet” kullanma eğilimini etkisizleştirecek ekonomik, sosyal ve psikolojik ortamı hazırlamak da aynı şekilde çağdaş devletin yurttaşlarına karşı en temel “sorumluluğu” dur.

Kadına yönelik şiddetin son zamanlarda yoğunlaştığı gözlenmektedir.

Ülkemizde, her beş kadından ikisi, yaşamının bir döneminde şiddete maruz kalmıştır. Bu olgunun değişik nedenleri olmakla birlikte en önemli sebep; “kadın-erkek eşitsizliği” dir.

Türkiye’de kadınların TBMM’deki temsil oranı yüzde 17.3, çalışma hayatına katılımı da yüzde 30.5’dır. Bunun anlamı; milletvekillerinin yüzde 83.7’si erkek, aynı şekilde çalışan nüfusun da yüzde 69.5’i erkektir. Bu tablo; “kadın-erkek eşitsizliği” nin çarpıcı bir göstergesidir.

Diyarbakır'da yapılan bir araştırmaya göre, şiddet mağduru kadın alternatifsizlikten "bunu sineye çekmek zorunda" kalıyor.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi tarafından 12-20 Temmuz 2023 tarihleri arasında yapılan araştırma kapsamında Diyarbakır'da 208 kadın ile online ya da yüz yüze görüşülmüş.

"Kadına yönelik şiddetin boyutunu, şiddete dair algısını ve bu konudaki çözüm önerilerinin tespit edilmesi" amacına yönelik araştırmaya katılan kadınların yarısından fazlası genç nüfus kategorisindeydi.

Yüzde 14,4'ü 18-24, yüzde 37,5’i 25-34 yaş aralığında olan katılımcıların yüzde 54,8’i evli, yüzde 40,4’ü bekâr, yüzde 3,8’i boşanmış, yüzde 1’inin ise eşi ölmüş kişilerdi.

Eğitim durumları incelendiğinde yüzde 8,7’si okuryazar değil, yüzde 8,7’si diplomasız okuryazar, yüzde 8,2’si ilkokul, yüzde 6,7’si ortaokul, yüzde 17,3’ü lise, yüzde 37,5’i lisans, yüzde 9,6’sı ön lisans ve yüzde 3,4’ü ise yüksek lisans mezunu oldukları beyan etti.

Araştırma grubundaki kadınlara "gelir getiren bir işte çalışıyor musunuz?” sorusu yöneltildi. Buna göre katılımcıların yüzde 46,2’si evet, yüzde 53,8’i hayır yanıtını vermiştir.

Bu soruyu destekleyen bir diğer soru ise çalışmama sebeplerine ilişkindir. Gelir getiren bir işte çalışmadığını ifade eden katılımcılara "çalışmıyorsanız neden?" sorusu yöneltildi. Buna göre katılımcıların yüzde 38,4’ü "ev ve çocuk sorumluluğum var", yüzde 17’si öğrenci, yüzde 13,4’ü "eşim İzin vermiyor" yanıtlarını vermişlerdir.

Yöneltilen bu soruda görüşmecilerin bir kısmı, yaşamlarında kadınların bir çalışma kültürüne sahip olmadığını ifade ederken, görüşmecilerin bir diğer aktarımlarında ise; kadınların çalışmamasının nedeninin öznel yaşam pratiklerinden ziyade bir toplumsal öğreti olarak süregeldiğine dair ifadeler içermekteydi.

"Gündelik yaşamda en çok maruz kaldığınız şiddet türü nedir?” sorusuna görüşmecilerin; yüzde 32,5’i "duygusal şiddet", yüzde 12’si "sokak ve mahalle baskısı", yüzde 11,2’si "aile baskısı" yanıtını verdi. Ayrıca yüzde 15,3’ü ise "hiç şiddete maruz kalmadığını" ifade etti.

"Kim tarafından şiddete maruz kalıyorsunuz" sorusuna ise; yüzde 32,1’i "eşim", yüzde 12,8’i "patron", yüzde 9,7’si "mahalle sakinleri tarafından" yanıtını verdi.

Anketin sonuçlarına göre şiddetin failleri yüksek bir oranla eşler iken, üç ayda bir düzenli aralıklarla yapılan araştırmanın sonuncusu, “1 Mart- 31 Mayıs Tarihleri Arasında Basına Yansıyan Kadına Şiddet Vakaları İncelemesi” raporunda da öldürülen kadınların failleri yüzde 37,5 ile evli ya da boşanmak aşamasındaki eşleri olarak ortaya çıkıyordu.

Eşleri tarafından şiddete maruz kalan kadınlar aynı zamanda yüzde 5,6 oranında eşlerinin aileleri tarafından da şiddete maruz kaldıklarını ifade etti.

Alternatifsizlik şiddeti kabullenme gerekçesi haline gelmekte

"Şiddete uğradığınız halde içinde bulunduğunuz yaşamı devam ettirdiniz mi?” sorusuna katılımcıların yüzde 81,2'si "evet" yanıtını verdi.

Katılımcılara yöneltilen "Evet ise; içinde bulunduğunuz yaşamı sürdürmeye devam etmedeki en önemli nedeniniz nedir?” sorusu da yöneltildiğinde ortaya çıkan sonuç düşündürücüydü. Evet diyenlerin yüzde 53,6’sı "Başka alternatifim olmadığı için", yüzde 16,8’i "Düzeleceğine olan inancımdan", yüzde 13,6’sı "Ailem dağılmasın/çocuklar sahipsiz kalmasın" yanıtını verdi.

Katılımcılara "şiddete maruz kaldığınız zaman herhangi bir yerden yardım talep ettiniz mi?” sorusu da yöneltildi. Buna göre katılımcıların yüzde 83,8'inin yanıtı "hayır" idi.

"Hayır ise neden?” sorusuna katılımcıların yüzde 27,1’i "ihtiyaç duymadığım için", yüzde 17,1’i "yapılan başvuruların bir işe yaramayacağını düşündüğüm için" ve yüzde 15,5’i ise "başka alternatifim olmadığı için" yanıtını verdi.

Araştırma grubundaki kadınların medeni durumu ve yaşı fark etmeksizin en çok karşılaştıkları şiddet türlerini "duygusal şiddet", "aile baskısı", "sokak ve mahalle baskısı" olarak ifade etti. Bu şiddet türlerini ölçülebilir ya da ispata dayalı birer şiddet türü olarak görmediklerinden dolayı herhangi bir yere başvurma ihtiyacı duymamışlardı. Bununla beraber, kendi yaşam deneyimleri veya çevrelerindeki şiddet deneyimlerden de yola çıkarak herhangi bir güvenlik kurumuna başvuru ile bu sorunun çözülemeyeceğine yönelik bir inanç taşıdıkları da dikkat çekiciydi.

Araştırmaya katılanlara "kendinizi en çok hangi mekânlarda tehlikede hissediyorsunuz?" sorusu da yöneltildi.

Katılımcıların yüzde 47,6’sı "mekân fark etmeksizin akşam veya gece saatlerinde", yüzde 30,8’i "sokakta", yüzde 7,7’si "evde", yüzde 4,8’si ise "kamu kurumlarında (Karakol-adliye-hastane vs.)" yanıtını verdi.

"Devletin kadına yönelik şiddet konusunda yeterli önlem aldığını düşünüyor musunuz?” sorusuna araştırma grubuna katılan görüşmecilerin; yüzde 94,2’si "hayır", yüzde 5,8’i "evet "yanıtını verdi. Hayır yanıtını veren görüşmecilere “Hayır ise neden?” sorusu yöneltildi. Buna  göre; görüşmecilerin yüzde 46,9’u "yeterli cezalar verilmiyor ve failler korunuyor", yüzde 26’sı "devlet politikalarının kadınlara gerekli önemi vermemesi", yüzde 13,8’i "fikrim yok", yüzde 5,6’sı "yasalar ve hukuki uygulamalar yetersiz", yüzde 4,1’ İstanbul Sözleşmesinin iptal edilmesi", yüzde 3,6’sı ise "kadın haklarının savunulmasında karşılaşılan ağır bürokrasi" yanıtlarını vermişlerdir.

Araştırma grubuna katılanların en çok ortaklaştığı nokta ise; faillere yeterli cezaların verilmemesi ve bununla beraber alınan önlemlerin yeterli görülmediği yönündeydi. Görüşmeye katılan kadınlardan bir kısmının bizzat kendi yaşadıkları şiddet olayında başvurdukları karakollarda yaşadıkları olayın normal bir süreç olduğuna dair telkinler verilerek evlerine geri gönderildiği ifade etti.

"İstanbul Sözleşmesini biliyor musunuz?” sorusuna ise araştırma grubundaki görüşmecilerin; yüzde 45,2’si "evet biliyorum", yüzde 34,1’i "hayır bilmiyorum", yüzde 20,7’si "biliyorum ama içeriğine hâkim değilim" yanıtını verdi.

-Şiddet nasıl önlenir?

Araştırma kapsamında, kadına yönelik şiddetin nasıl önlenebileceğine dair öneriyi kapsayan "sizce kadına yönelik şiddet nasıl önlenebilir?” sorusu yöneltildi.

Katılımcıların yüzde 25,5’i "caydırıcı cezaların verilmesiyle", yüzde 13’ü "eğitimin aileden çocuklara verilmesiyle", yüzde 9,6’sı "ağırlaştırılmış müebbet cezalarının verilmesiyle", yüzde 7,7’si ise "devletin kadına yönelik bakış açısını değiştirmesiyle" yanıtlarını verdi.

-Hangi davranış şiddet?

Katılımcılara bağırmak, hakaret, lakap takmak, aşağılayıcı ifade kullanmak, kadının bedeniyle ilgili eleştiri ve tehdidin şiddet olup olmadığı soruldu. Gelen yanıtlar ortalama yüzde 90 ve üzeri “evet" oldu.

"Eşi ya da partneri tarafından hayır denmesine rağmen cinsel ilişkiye ikna edilmesi şiddet midir?” sorusuna da katılımcıların yüzde 78,8’i “evet” yanıtı verdi.

"İkna edilmesinin bir irade beyanı olduğunu" belirten kimi kadınların bunun bir şiddet olmadığını ifade etti. Fiziksel bir zorlamaya dair bir yaklaşım olmadığı müddetçe, güzel bir dille kadının ikna edilmesi şiddet türü olarak tanımlamayan yüzde 14,9 oranında bir kesim varken, yüzde 6,3’lük bir kesim ise bu konuda “kararsızım” dedi.

"Kadının giyim kuşamına karışılması şiddet midir?” sorusuna katılımcıların yüzde 69,7’si “evet”, yüzde 21,6’sı "hayır", yüzde 8,7’si "kararsızım" yanıtını vermiştir.

Giyim kuşama karışılmasının bir kıskançlık belirtisi olduğunu savunan bazı kadınların bu kıskançlığın bir sevgi ve sahiplenme belirtisi olduğunu da ifade ettiği gözlemlendi.

-Neler yapılabilir?

“Kadına Şiddetle Mücadele Günü“ olan 25 Kasım’dan önce, Türkiye; “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni TBMM’de onaylayan ilk ülke oldu.

Bu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda atılan çok önemli bir adımdır. Ancak sadece sözleşmeyi imzalamak yeterli değildir. Esas olan; sözleşmedeki standartları yasalara ve uygulamalara zaman yitirmeden yansıtmaktır.

Kadına şiddetin kaynağı; kadının eğitimsizliği, ekonomik bağımlılığı, işsizliği, örgütsüzlüğü, toplumsal duyarsızlık, ayrımcılık ve “erkek egemen” kültür ile “feodal” yapıdır.

Bu nedenleri ortadan kaldırmak için;

- Kadının eğitilmesi, birey ve kadın hakları konusunda bilinçlendirilmesi,

- “Kocasının eline bakmayacak“ şekilde ekonomik özgürlüğe kavuşması,

- Kadın istihdamının özendirilmesi,

- İstihdam garantili “Kadın Beceri Kursları” nın yaygınlaştırılması,

- Kadınların örgütlenmelerinin önünün açılması,

- Kadın örgütlerinin mücadelesi, medya desteği ve toplumsal duyarlılık gerekiyor.

Sonuç olarak: Kadına yönelik şiddet; hepimize uygulanan şiddettir. Bir bilge “bir toplumu tanımak istiyorsanız kadınların nasıl yaşadıklarına bakın” diyordu. Şiddetten arınmış bir toplumda cinsiyetlerin özgürce ifadesini bulması temennisiyle.

Saygılarımla

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.