İhsan Yılmaz
Köşe Yazarı
İhsan Yılmaz
 

HALK MANDELA’SINI BEKLİYOR

Selçuk Mızraklı’nın özgürlüğüne kavuşması elbette sevindiricidir. Ancak bu özgürlük, cezaevlerinde bekleyenlerin unutulmasına değil, adalet talebinin daha güçlü biçimde dile getirilmesine vesile olmalıdır. Yedi yıl… Dile kolay. Bir insanın ömründen tam yedi yıl. Takvimlerden eksilen yalnızca yıllar değildir. Çocuklar büyür, anne ve babalar yaşlanır, dostlar birbirinden uzaklaşır. İçeridekiler için zaman âdeta dururken hayat dışarıda bütün hızıyla akmaya devam eder. Selçuk Mızraklı, yedi yılın ardından cezaevinden çıktı. Onun yeniden özgürlüğüne kavuşması, ailesi, sevenleri ve toplumun önemli bir kesimi için kuşkusuz büyük bir sevinçtir. Ancak mesele yalnızca bir insanın cezaevinden çıkması değildir. Asıl mesele şudur: Selçuk Mızraklı çıktı ama bu halkın beklediği Mandela hâlâ içeride. Mandela dediğimizde yalnızca Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela’yı kastetmiyoruz. Mandela, artık bir isimden çok daha fazlasıdır. Uzun yıllar özgürlüğünden mahrum bırakıldığı hâlde düşüncesinden, inancından ve halkına duyduğu bağlılıktan vazgeçmeyen insanların sembolüdür. Bir insanı dört duvar arasına koyabilirsiniz ama bir halkın hafızasını hapsedemezsiniz. Bir bedenin özgürlüğünü elinden alabilirsiniz ama milyonların özgürlük arzusunu zincire vuramazsınız. Bugün bu halkın beklediği de tam olarak budur: Adaletin yalnızca bazı insanlar için değil, ayrım gözetmeksizin herkes için işlemesi… Selçuk Mızraklı’nın özgürlüğü elbette değerlidir. Fakat bu sevincin içerisinde cezaevlerinde kalanları unutmamak gerekir. Çünkü adalet, kapıların yalnızca bir kişi için açılması değildir. Adalet, aynı hukukun herkes için eşit ve tarafsız biçimde uygulanmasıdır. Eğer bir ülkede insanlar siyasi kimlikleri, düşünceleri, sözleri ve tercihleri nedeniyle yıllarca cezaevlerinde tutuluyorsa mesele artık tek tek isimlerin meselesi olmaktan çıkar; ülkenin hukuk, demokrasi ve vicdan meselesine dönüşür. Bugün yapılması gereken, “Bir kişi çıktı” diyerek sevinip hikâyeyi burada bitirmek değildir. Tam tersine, soruları çoğaltmak ve büyütmektir: İçeride daha kimler kaldı? Daha kaç annenin yolu cezaevi kapılarına düşecek? Daha kaç çocuk annesinin ya da babasının yolunu gözleyecek? Daha kaç insan özgürlüğüne kavuşabilmek için ömründen yıllar verecek? Bu halkın beklediği intikam değildir. Bu halkın beklediği rövanş değildir. Bu halkın beklediği adalettir. Çünkü gerçek barış, insanların birbirine üstün gelmesiyle değil, hukukun üstün gelmesiyle kurulur. Gerçek kardeşlik, “Sen kazandın, ben kaybettim” hesabıyla değil; herkesin hakkının, kimliğinin ve özgürlüğünün güvence altında olduğu demokratik bir düzenle mümkün olur. Selçuk Mızraklı bugün dışarıda. Fakat onun cezaevinden çıkışı, içeride kalanların unutulmasına gerekçe yapılmamalıdır. Aksine, bize bir kez daha onları hatırlatmalı ve adalet talebini büyütmelidir. Çünkü bir mahkûmun özgürlüğü, diğer mahkûmların sesinin duyulmamasına gerekçe olamaz. Bugün bu halkın gözü cezaevi kapılarındadır. Bu halk, yıllardır beklediği Mandela’sının özgürlüğüne kavuşmasını beklemektedir. Herkes bilmelidir ki bir halkın Mandela’sı içerideyken hiçbir özgürlük hikâyesi tamamlanmış sayılamaz. Selçuk Mızraklı’nın özgürlüğü bir son değil, daha büyük bir adalet çağrısının başlangıcı olmalıdır. Cezaevi kapıları adalet adına açılmalı, hukuk siyasetin gölgesinden çıkarılmalı ve özgürlük herkes için güvence altına alınmalıdır. Çünkü bu halk artık beklemek istemiyor. Bu halk Mandela’sını bekliyor. Ve o kapı açıldığında yalnızca bir insan özgürlüğüne kavuşmayacak; Adalet biraz daha nefes alacak, umut biraz daha büyüyecek ve bu ülke biraz daha özgürleşecektir.
Ekleme Tarihi: 08 Eylül 2026 -Salı
İhsan Yılmaz

HALK MANDELA’SINI BEKLİYOR

Selçuk Mızraklı’nın özgürlüğüne kavuşması elbette sevindiricidir. Ancak bu özgürlük, cezaevlerinde bekleyenlerin unutulmasına değil, adalet talebinin daha güçlü biçimde dile getirilmesine vesile olmalıdır.

Yedi yıl…

Dile kolay. Bir insanın ömründen tam yedi yıl.

Takvimlerden eksilen yalnızca yıllar değildir. Çocuklar büyür, anne ve babalar yaşlanır, dostlar birbirinden uzaklaşır. İçeridekiler için zaman âdeta dururken hayat dışarıda bütün hızıyla akmaya devam eder.

Selçuk Mızraklı, yedi yılın ardından cezaevinden çıktı.

Onun yeniden özgürlüğüne kavuşması, ailesi, sevenleri ve toplumun önemli bir kesimi için kuşkusuz büyük bir sevinçtir. Ancak mesele yalnızca bir insanın cezaevinden çıkması değildir.

Asıl mesele şudur:

Selçuk Mızraklı çıktı ama bu halkın beklediği Mandela hâlâ içeride.

Mandela dediğimizde yalnızca Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela’yı kastetmiyoruz. Mandela, artık bir isimden çok daha fazlasıdır. Uzun yıllar özgürlüğünden mahrum bırakıldığı hâlde düşüncesinden, inancından ve halkına duyduğu bağlılıktan vazgeçmeyen insanların sembolüdür.

Bir insanı dört duvar arasına koyabilirsiniz ama bir halkın hafızasını hapsedemezsiniz.

Bir bedenin özgürlüğünü elinden alabilirsiniz ama milyonların özgürlük arzusunu zincire vuramazsınız.

Bugün bu halkın beklediği de tam olarak budur: Adaletin yalnızca bazı insanlar için değil, ayrım gözetmeksizin herkes için işlemesi…

Selçuk Mızraklı’nın özgürlüğü elbette değerlidir. Fakat bu sevincin içerisinde cezaevlerinde kalanları unutmamak gerekir. Çünkü adalet, kapıların yalnızca bir kişi için açılması değildir. Adalet, aynı hukukun herkes için eşit ve tarafsız biçimde uygulanmasıdır.

Eğer bir ülkede insanlar siyasi kimlikleri, düşünceleri, sözleri ve tercihleri nedeniyle yıllarca cezaevlerinde tutuluyorsa mesele artık tek tek isimlerin meselesi olmaktan çıkar; ülkenin hukuk, demokrasi ve vicdan meselesine dönüşür.

Bugün yapılması gereken, “Bir kişi çıktı” diyerek sevinip hikâyeyi burada bitirmek değildir.

Tam tersine, soruları çoğaltmak ve büyütmektir:

İçeride daha kimler kaldı?

Daha kaç annenin yolu cezaevi kapılarına düşecek?

Daha kaç çocuk annesinin ya da babasının yolunu gözleyecek?

Daha kaç insan özgürlüğüne kavuşabilmek için ömründen yıllar verecek?

Bu halkın beklediği intikam değildir.

Bu halkın beklediği rövanş değildir.

Bu halkın beklediği adalettir.

Çünkü gerçek barış, insanların birbirine üstün gelmesiyle değil, hukukun üstün gelmesiyle kurulur. Gerçek kardeşlik, “Sen kazandın, ben kaybettim” hesabıyla değil; herkesin hakkının, kimliğinin ve özgürlüğünün güvence altında olduğu demokratik bir düzenle mümkün olur.

Selçuk Mızraklı bugün dışarıda.

Fakat onun cezaevinden çıkışı, içeride kalanların unutulmasına gerekçe yapılmamalıdır. Aksine, bize bir kez daha onları hatırlatmalı ve adalet talebini büyütmelidir. Çünkü bir mahkûmun özgürlüğü, diğer mahkûmların sesinin duyulmamasına gerekçe olamaz.

Bugün bu halkın gözü cezaevi kapılarındadır.

Bu halk, yıllardır beklediği Mandela’sının özgürlüğüne kavuşmasını beklemektedir.

Herkes bilmelidir ki bir halkın Mandela’sı içerideyken hiçbir özgürlük hikâyesi tamamlanmış sayılamaz.

Selçuk Mızraklı’nın özgürlüğü bir son değil, daha büyük bir adalet çağrısının başlangıcı olmalıdır. Cezaevi kapıları adalet adına açılmalı, hukuk siyasetin gölgesinden çıkarılmalı ve özgürlük herkes için güvence altına alınmalıdır.

Çünkü bu halk artık beklemek istemiyor.

Bu halk Mandela’sını bekliyor.

Ve o kapı açıldığında yalnızca bir insan özgürlüğüne kavuşmayacak;

Adalet biraz daha nefes alacak, umut biraz daha büyüyecek ve bu ülke biraz daha özgürleşecektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.