Sosyal medya sayfalarında dolaşırken önüme çıkan bir yazı dikkatimi çekti. Yazı; sevdiğim, kalemine ve düşüncelerine değer verdiğim bir yazara aitti. Satırları okudukça üzerinde durulması gereken önemli noktalar olduğunu düşündüm.
Ben de o yazıdaki bazı düşünceleri, kendi değerlendirmelerim ve son günlerde yaşanan gelişmelerle harmanlayarak bir köşe yazısına dönüştürmek istedim.
Çünkü mesele yalnızca bir yazıda dile getirilen görüşlerden ibaret değil.
Son dönemde kullanılan siyasi dil, Kürt siyasi hareketine yönelik ağır ithamlar ve Amedspor üzerinden yürütülen tartışmalar artık üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir noktaya geldi.
Buradan hareketle birkaç söz de ben söylemek istiyorum:
Provokasyon yapmayın, ithamlarınızı somutlaştırın!
Türkiye’de siyaset konuşmak zaten yeterince zor. Bir de söylenmemiş sözlerden anlam üretip, ardından o anlam üzerinden milyonlarca insanı suçlamaya kalktığınızda ortada sağlıklı bir tartışma zemini kalmıyor.
Abdullah Öcalan’ın söylemediği bir anlamı üretip, ardından bu üretilmiş anlamı gerçek bir beyanmış gibi kullanarak Kürt siyasi hareketini “mezhepçilik” ile itham etmek, bana göre eleştiri sınırlarını aşan ciddi bir siyasal suçlamadır.
Bir kişiye ait olmayan görüşü ona mal edip, ardından bu yorum üzerinden milyonlarca insanın temsil edildiği bir siyasi hareket hakkında ağır genellemelerde bulunuyorsanız, bunun dayanağını da ortaya koymak zorundasınız.
“Mezhepçilik” diyorsunuz.
Peki hangi söz?
Hangi açıklama?
Hangi politika?
Hangi somut eylem?
Kaynağınız nedir?
Bunları ortaya koymadan yapılan suçlama eleştiri olmaktan çıkar, siyasal etiketlemeye dönüşür.
DEM Parti’nin buna itiraz etmesini de bu nedenle anlaşılır ve yerinde buluyorum.
Söylemediğini Öcalan’a, mezhepçiliği de Kürtlere yüklemeyin.
Cumhuriyet gazetesi de elbette istediği siyasi görüşü savunabilir, istediği kişiyi veya partiyi eleştirebilir. Basın özgürlüğünün gereği de budur.
Ancak hiçbir gazete bu ülkenin sahibi olmadığı gibi, toplum adına kesin hükümler dağıtan bir makam da değildir.
Türkiye; Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Çerkesiyle, Lazıyla ve bütün yurttaşlarıyla ortak vatandır.
Tarih konuşulsun.
Geçmiş tartışılsın.
Yanlışlar sorgulansın.
Ama tarihsel olayları bugünün insanlarını birbirine karşı öfkelendirmek, toplumsal fay hatlarını harekete geçirmek ve yeni kutuplaşmalar yaratmak amacıyla kullanmayın.
Eleştirinin de bir ahlakı, ithamın da bir sorumluluğu vardır.
BÜTÜN DÜNYA AMEDSPOR’U KONUŞURKEN SİZ NEREDEYDİNİZ?
Gelelim bir başka tartışmaya...
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici’nin Amedspor üzerinden yaptığı açıklamalar da aynı dışlayıcı siyasi dil açısından değerlendirilmelidir.
“Amed diye bir il yok, Amedspor diye bir takım yok” diyerek bir gerçekliği ortadan kaldıramazsınız.
Bir takımın adını beğenmeyebilirsiniz.
Taraftarlarının düşüncelerine katılmayabilirsiniz.
“Amed” ismiyle ilgili farklı tarihsel veya siyasi değerlendirmeleriniz olabilir.
Bunların hepsi demokratik zeminde tartışılabilir.
Ama ortada çok basit bir gerçek var:
Amedspor sahada.
Tribünlerinde on binler var.
Milyonlarca insan sonuçlarını takip ediyor, formasını giyiyor, sevincini ve üzüntüsünü paylaşıyor.
Bugün Amedspor yalnızca Diyarbakır’da değil, Türkiye’nin ve dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan insanlar tarafından takip edilen bir spor kulübüdür.
O zaman Sayın Destici’ye sormak gerekiyor:
Bütün dünya Amedspor’u konuşurken siz neredeydiniz?
Bir ismi yok saymakla o ismin taşıdığı toplumsal karşılığı ortadan kaldıramazsınız.
Amedspor’un sahadaki mücadelesine verilecek cevap siyaset kürsüsünden değil, futbol sahasından verilmelidir.
Takım kötü oynarsa eleştirin.
Yönetim yanlış yaparsa eleştirin.
Transferlerini, teknik direktörünü, futbolcusunu eleştirin.
Bunların hepsi futbolun doğasında var.
Ama bir spor kulübünün varlığını ve onun arkasındaki taraftar kitlesini siyasi polemik uğruna yok saymaya çalışmanın Türkiye’ye ne faydası var?
Amedspor’u sevmek zorunda değilsiniz.
Ancak Amedspor’un varlığını inkâr ederek onun taraftarlarının aidiyet duygusunu hedef alan bir siyasi dil kurarsanız, bunun toplumsal karşılığını da düşünmek zorundasınız.
Çünkü mesele artık yalnızca futbol değildir.
Mesele, insanların kendilerini bu ülkeye ait hissederken kimliklerinin, kültürlerinin ve değerlerinin sürekli tartışmaya açılmasıdır.
ELEŞTİRİN AMA ÖTEKİLEŞTİRMEYİN
Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri de tam olarak budur.
Siyaset giderek karşısındakini anlamaya değil yenmeye; tartışmaya değil etiketlemeye; eleştirmeye değil ötekileştirmeye yöneliyor.
Bir tarafta Kürt siyasi hareketini somut dayanak göstermeden “mezhepçilikle” suçlayan bir yaklaşım...
Diğer tarafta Amedspor’un adını ve hatta varlığını tartışmaya açan bir siyasi anlayış...
Peki bu dil bizi nereye götürecek?
Türkiye yıllarca kimlikler üzerinden yürütülen tartışmaların ağır bedellerini ödedi.
Artık insanların dilinden, kültüründen, kimliğinden veya tuttuğu takımın isminden korkmayı bırakmak gerekiyor.
Birlik, herkesin aynı olması değildir.
Birlik; farklılıklarımızla, kimliklerimizle, dillerimizle ve kültürlerimizle birbirimizin varlığını kabul ederek birlikte yaşayabilmektir.
Bu nedenle herkese aynı çağrıyı yapıyorum:
Somut deliliniz varsa ortaya koyun.
Sözünüz varsa kaynağını gösterin.
Eleştiriniz varsa doğrudan muhatabına yöneltin.
Ama söylenmeyen sözlerden anlam üretip milyonlarca insan hakkında hüküm kurmayın.
Bir spor kulübünün adını yok sayarak taraftarlarının aidiyetini tartışmaya açmayın.
Ve en önemlisi, siyaseti toplumun hassasiyetlerini kaşıyarak yapmayın.
Bu ülkenin yeni kavgalara değil, birbirini dinleyen insanlara ihtiyacı var.
Yeni düşmanlıklara değil, ortak bir geleceğe ihtiyacı var.
Amedspor sahadaysa Amedspor vardır.
Tribünler onun adını haykırıyorsa Amedspor vardır.
Milyonlarca insan o formanın peşinden gidiyorsa Amedspor vardır.
Bir siyasi açıklamayla bu gerçeği ortadan kaldıramazsınız.
Bütün dünya Amedspor’u konuşurken “Amedspor diye bir takım yok” demek, Amedspor’u değil, gerçeği inkâr etmektir.