İhsan Yılmaz
Köşe Yazarı
İhsan Yılmaz
 

BİR KIRIK MEHEME VARDI, ŞİMDİ SAKIZCI MEMO

Bu Amed’in diyarında bir Kırık Meheme vardı… Sokağın diliydi. Kimi zaman güldürür, kimi zaman da söylediği birkaç kelimeyle insanın yüreğine dokunurdu. O da bu dünyadan geldi, geçti. Allah rahmet eylesin. Fakat bazı insanlar öldükten sonra bile söyledikleriyle yaşamaya devam eder. Çünkü bazen sokaktaki bir insanın ağzından çıkan tek bir cümle, kürsülerde yapılan uzun konuşmalardan ve ciltler dolusu kitaptan daha ağır gelir. Bir gün Kırık Meheme’ye sorarlar: “Selo Başkan ne zaman çıkacak?” Verdiği cevap kısa ama sarsıcıdır: “Selo’yu içeri atan Kürtlerdi. Kürtler Selo’ya sahip çıkmadı.” Bu sözün hukuki ya da siyasi doğruluğunu tartışmaktan önce, içinde taşıdığı ağır siteme kulak vermeliyiz. Çünkü Kırık Meheme aslında bir mahkeme kararı vermiyor; toplumun duyarsızlığına, dağınıklığına ve kendi değerlerini yalnız bırakmasına itiraz ediyordu. Bu sözü duyup geçemeyiz. Çünkü bu, yalnızca bir kişinin düşüncesi değil; yüzümüze tutulmuş acı bir aynadır. Biz ne zaman bu kadar duyarsız olduk? Ne zaman kendi değerlerimizi yalnız bırakmayı normalleştirdik? Ne zaman bir insanın uğradığı haksızlığa, “Bana dokunmuyor” diyerek sırtımızı dönmeye başladık? Ne zaman kendi evlatlarımızın acısına bile uzaktan bakmayı öğrendik? Bugün Selahattin Demirtaş üzerinden konuşuyoruz. Yarın başka bir isim konuşulacak. Ancak asıl mesele isimlerden daha büyüktür. Mesele, bir halkın kendi değerlerine sahip çıkıp çıkmadığıdır. SAHİP ÇIKMAK SADECE SLOGAN ATMAK DEĞİLDİR Bir toplumun hafızası zayıflarsa siyaseti de geleceği de başkalarının eline geçer. Bir toplum kendi aydınını yalnız bırakır, sanatçısını küçümser, siyasetçisini zor gününde terk eder, tarihine ve kültürüne sırt çevirirse; yarın dönüp “Bize neden kimse sahip çıkmadı?” diye sorması da anlamını yitirir. Çünkü sahiplenmek yalnızca meydanlarda slogan atmak değildir. Sahiplenmek, zor zamanda yanında durmaktır. Kalabalıklar dağıldığında da orada kalmaktır. Kameralar kapandığında desteğini sürdürmektir. Herkes sustuğunda konuşabilmektir. Bedel ödeyen insanların mücadelesini küçümsememektir. Ve her şeyden önemlisi, kendi toplumsal hafızana ihanet etmemektir. İnsanlar güçlü ve popülerken çevrelerinde kalabalık bulabilir. Asıl vefa, insan yalnız bırakıldığında belli olur. Dayanışma, iyi günlerin alkışı değil; zor günlerin sessiz ama kararlı duruşudur. BİZİM SORUNUMUZ SADECE DIŞARIDAKİLER DEĞİL Yıllardır yaşadığımız her olumsuzluğun nedenini dışarıda arıyoruz: “Bizi onlar böldü.” “Bizi onlar yalnız bıraktı.” “Bizi onlar susturdu.” Elbette bu halkın tarihinde inkârın, baskının, sürgünün ve adaletsizliğin açtığı ağır yaralar vardır. Bunları görmezden gelemeyiz. Ancak artık kendimize dönüp bazı zor soruları sormanın zamanı gelmedi mi? Biz kendi içimizde birbirimize ne yaptık? Birbirimizi ne kadar yalnız bıraktık? Birimizin başarısını neden çoğu zaman kıskançlıkla karşıladık? Birimiz düştüğünde elini tutmak yerine, kaç kez düşüşünü uzaktan seyrettik? Birimizin başına bir bela geldiğinde kaçımız gerçekten yanında durduk? Birbirimizi siyasi görüşlerimize, aşiretlerimize, ailelerimize, partilerimize ve kişisel hesaplarımıza göre ayırmadık mı? İşte asıl hesaplaşmamız gereken yerlerden biri burasıdır. Dışarıdan gelen baskı kadar tehlikeli olan başka bir şey daha vardır: İçeride büyüyen duyarsızlık. Duyarsızlık büyüdüğünde dayanışma ölür. Dayanışma öldüğünde toplum çözülür. Toplum çözüldüğünde herkes kendi başına kalır. Herkes yalnız kaldığında ise güçlü olan konuşur, güçsüz olanın sesi duyulmaz. ADALET SADECE BİZİM İÇİN İSTENEMEZ Halkımıza çağrımız açıktır: Birbirinize sahip çıkın! Değerlerinize, tarihinize, kültürünüze ve dilinize sahip çıkın. Gençlerinize, kadınlarınıza, aydınlarınıza, sanatçılarınıza ve emekçilerinize sahip çıkın. Siyasi düşüncesi sizden farklı olan insanların da temel haklarını savunun. Çünkü adalet yalnızca bizim tarafımızdaki insanlar için isteniyorsa, onun adı adalet değildir. Özgürlük yalnızca bizim gibi düşünenlere layık görülüyorsa, onun adı özgürlük değildir. Demokrasi yalnızca bizim kazandığımız gün hatırlanıyorsa, onun adı demokrasi değildir. İnsanın gerçek sınavı, sevmediği birinin hakkı çiğnendiğinde başlar. Kimin gerçekten adaletten yana olduğu, işte o zaman belli olur. Sadece kendi sırası geldiğinde adalet isteyenlerin kuracağı bir ülkede hiç kimsenin hakkı güvende değildir. DEMİRTAŞ MESELESİ BİR İSMİN ÖTESİNDEDİR Selahattin Demirtaş’ı sevebilir veya sevmeyebilirsiniz. Siyasetini destekleyebilir ya da eleştirebilirsiniz. Hatta en ağır siyasi eleştirileri de yapabilirsiniz. Ancak bir insanın hakkını savunabilmek için onun bütün düşüncelerine katılmanız gerekmez. Çünkü hukuk taraftarlık, adalet de takım tutmak değildir. Bugün başkasının hakkına sahip çıkmayan kişi, yarın kendi hakkını savunacak kimseyi bulamayabilir. Bu nedenle mesele yalnızca “Selo ne zaman çıkacak?” sorusundan ibaret değildir. Asıl soru şudur: Biz ne zaman birbirimize gerçekten sahip çıkacağız? Kendi değerlerimizin kıymetini onları kaybetmeden önce ne zaman anlayacağız? Bugün geldiğimiz noktada, belki de hiçbirimiz bir Kırık Meheme’nin gösterdiği duyarlılığı ve bir Sakızcı Memo’nun sergilediği sahiplenme iradesini yeterince ortaya koyamadık. Bir gün tarih karşımıza çıkıp soracak: “Evlatlarınız zor zamanlardan geçerken siz neredeydiniz?” İşte o gün makamların, sloganların ve mazeretlerin hiçbir kıymeti kalmayacak. Geriye yalnızca vicdanımız ve zor zamanda aldığımız tutum kalacak. Belki o zaman, Amed’in sokaklarından gelip geçen Kırık Meheme’nin o sarsıcı sözünü yeniden hatırlayacağız. Çünkü bazen en ağır hakikatleri kürsülerdeki hatipler değil, hayatın kıyısında duran ve “divane” denilerek önemsenmeyen insanlar söyler. Dün Kırık Meheme konuştu. Bugün Sakızcı Memo bize bir şeyler hatırlatıyor. Fakat artık yalnızca konuşmak ve hatırlamak yetmez. Birbirimize Sakızcı Memo’nun gösterdiği duyarlılıkla sahip çıkmalı; acıda, haksızlıkta ve yalnızlıkta birbirimizin yanında durmalıyız. Çünkü kendi insanını yalnız bırakan bir toplum, sonunda kendi geleceğini de yalnızlığa mahkûm eder. Unutmayalım: Bir halkın en büyük gücü kalabalığı değil, zor zamanlarda birbirinin yanında durabilme iradesidir.
Ekleme Tarihi: 10 Eylül 2026 -Perşembe
İhsan Yılmaz

BİR KIRIK MEHEME VARDI, ŞİMDİ SAKIZCI MEMO

Bu Amed’in diyarında bir Kırık Meheme vardı…

Sokağın diliydi. Kimi zaman güldürür, kimi zaman da söylediği birkaç kelimeyle insanın yüreğine dokunurdu. O da bu dünyadan geldi, geçti. Allah rahmet eylesin.

Fakat bazı insanlar öldükten sonra bile söyledikleriyle yaşamaya devam eder. Çünkü bazen sokaktaki bir insanın ağzından çıkan tek bir cümle, kürsülerde yapılan uzun konuşmalardan ve ciltler dolusu kitaptan daha ağır gelir.

Bir gün Kırık Meheme’ye sorarlar:

“Selo Başkan ne zaman çıkacak?”

Verdiği cevap kısa ama sarsıcıdır:

“Selo’yu içeri atan Kürtlerdi. Kürtler Selo’ya sahip çıkmadı.”

Bu sözün hukuki ya da siyasi doğruluğunu tartışmaktan önce, içinde taşıdığı ağır siteme kulak vermeliyiz. Çünkü Kırık Meheme aslında bir mahkeme kararı vermiyor; toplumun duyarsızlığına, dağınıklığına ve kendi değerlerini yalnız bırakmasına itiraz ediyordu.

Bu sözü duyup geçemeyiz.

Çünkü bu, yalnızca bir kişinin düşüncesi değil; yüzümüze tutulmuş acı bir aynadır.

Biz ne zaman bu kadar duyarsız olduk?

Ne zaman kendi değerlerimizi yalnız bırakmayı normalleştirdik?

Ne zaman bir insanın uğradığı haksızlığa, “Bana dokunmuyor” diyerek sırtımızı dönmeye başladık?

Ne zaman kendi evlatlarımızın acısına bile uzaktan bakmayı öğrendik?

Bugün Selahattin Demirtaş üzerinden konuşuyoruz. Yarın başka bir isim konuşulacak. Ancak asıl mesele isimlerden daha büyüktür.

Mesele, bir halkın kendi değerlerine sahip çıkıp çıkmadığıdır.

SAHİP ÇIKMAK SADECE SLOGAN ATMAK DEĞİLDİR

Bir toplumun hafızası zayıflarsa siyaseti de geleceği de başkalarının eline geçer.

Bir toplum kendi aydınını yalnız bırakır, sanatçısını küçümser, siyasetçisini zor gününde terk eder, tarihine ve kültürüne sırt çevirirse; yarın dönüp “Bize neden kimse sahip çıkmadı?” diye sorması da anlamını yitirir.

Çünkü sahiplenmek yalnızca meydanlarda slogan atmak değildir.

Sahiplenmek, zor zamanda yanında durmaktır.

Kalabalıklar dağıldığında da orada kalmaktır.

Kameralar kapandığında desteğini sürdürmektir.

Herkes sustuğunda konuşabilmektir.

Bedel ödeyen insanların mücadelesini küçümsememektir.

Ve her şeyden önemlisi, kendi toplumsal hafızana ihanet etmemektir.

İnsanlar güçlü ve popülerken çevrelerinde kalabalık bulabilir. Asıl vefa, insan yalnız bırakıldığında belli olur. Dayanışma, iyi günlerin alkışı değil; zor günlerin sessiz ama kararlı duruşudur.

BİZİM SORUNUMUZ SADECE DIŞARIDAKİLER DEĞİL

Yıllardır yaşadığımız her olumsuzluğun nedenini dışarıda arıyoruz:

“Bizi onlar böldü.”

“Bizi onlar yalnız bıraktı.”

“Bizi onlar susturdu.”

Elbette bu halkın tarihinde inkârın, baskının, sürgünün ve adaletsizliğin açtığı ağır yaralar vardır. Bunları görmezden gelemeyiz. Ancak artık kendimize dönüp bazı zor soruları sormanın zamanı gelmedi mi?

Biz kendi içimizde birbirimize ne yaptık?

Birbirimizi ne kadar yalnız bıraktık?

Birimizin başarısını neden çoğu zaman kıskançlıkla karşıladık?

Birimiz düştüğünde elini tutmak yerine, kaç kez düşüşünü uzaktan seyrettik?

Birimizin başına bir bela geldiğinde kaçımız gerçekten yanında durduk?

Birbirimizi siyasi görüşlerimize, aşiretlerimize, ailelerimize, partilerimize ve kişisel hesaplarımıza göre ayırmadık mı?

İşte asıl hesaplaşmamız gereken yerlerden biri burasıdır.

Dışarıdan gelen baskı kadar tehlikeli olan başka bir şey daha vardır: İçeride büyüyen duyarsızlık.

Duyarsızlık büyüdüğünde dayanışma ölür.

Dayanışma öldüğünde toplum çözülür.

Toplum çözüldüğünde herkes kendi başına kalır.

Herkes yalnız kaldığında ise güçlü olan konuşur, güçsüz olanın sesi duyulmaz.

ADALET SADECE BİZİM İÇİN İSTENEMEZ

Halkımıza çağrımız açıktır:

Birbirinize sahip çıkın!

Değerlerinize, tarihinize, kültürünüze ve dilinize sahip çıkın.

Gençlerinize, kadınlarınıza, aydınlarınıza, sanatçılarınıza ve emekçilerinize sahip çıkın.

Siyasi düşüncesi sizden farklı olan insanların da temel haklarını savunun.

Çünkü adalet yalnızca bizim tarafımızdaki insanlar için isteniyorsa, onun adı adalet değildir.

Özgürlük yalnızca bizim gibi düşünenlere layık görülüyorsa, onun adı özgürlük değildir.

Demokrasi yalnızca bizim kazandığımız gün hatırlanıyorsa, onun adı demokrasi değildir.

İnsanın gerçek sınavı, sevmediği birinin hakkı çiğnendiğinde başlar. Kimin gerçekten adaletten yana olduğu, işte o zaman belli olur.

Sadece kendi sırası geldiğinde adalet isteyenlerin kuracağı bir ülkede hiç kimsenin hakkı güvende değildir.

DEMİRTAŞ MESELESİ BİR İSMİN ÖTESİNDEDİR

Selahattin Demirtaş’ı sevebilir veya sevmeyebilirsiniz.

Siyasetini destekleyebilir ya da eleştirebilirsiniz.

Hatta en ağır siyasi eleştirileri de yapabilirsiniz.

Ancak bir insanın hakkını savunabilmek için onun bütün düşüncelerine katılmanız gerekmez. Çünkü hukuk taraftarlık, adalet de takım tutmak değildir.

Bugün başkasının hakkına sahip çıkmayan kişi, yarın kendi hakkını savunacak kimseyi bulamayabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca “Selo ne zaman çıkacak?” sorusundan ibaret değildir.

Asıl soru şudur:

Biz ne zaman birbirimize gerçekten sahip çıkacağız?

Kendi değerlerimizin kıymetini onları kaybetmeden önce ne zaman anlayacağız?

Bugün geldiğimiz noktada, belki de hiçbirimiz bir Kırık Meheme’nin gösterdiği duyarlılığı ve bir Sakızcı Memo’nun sergilediği sahiplenme iradesini yeterince ortaya koyamadık.

Bir gün tarih karşımıza çıkıp soracak:

“Evlatlarınız zor zamanlardan geçerken siz neredeydiniz?”

İşte o gün makamların, sloganların ve mazeretlerin hiçbir kıymeti kalmayacak. Geriye yalnızca vicdanımız ve zor zamanda aldığımız tutum kalacak.

Belki o zaman, Amed’in sokaklarından gelip geçen Kırık Meheme’nin o sarsıcı sözünü yeniden hatırlayacağız.

Çünkü bazen en ağır hakikatleri kürsülerdeki hatipler değil, hayatın kıyısında duran ve “divane” denilerek önemsenmeyen insanlar söyler.

Dün Kırık Meheme konuştu.

Bugün Sakızcı Memo bize bir şeyler hatırlatıyor.

Fakat artık yalnızca konuşmak ve hatırlamak yetmez.

Birbirimize Sakızcı Memo’nun gösterdiği duyarlılıkla sahip çıkmalı; acıda, haksızlıkta ve yalnızlıkta birbirimizin yanında durmalıyız.

Çünkü kendi insanını yalnız bırakan bir toplum, sonunda kendi geleceğini de yalnızlığa mahkûm eder.

Unutmayalım:

Bir halkın en büyük gücü kalabalığı değil, zor zamanlarda birbirinin yanında durabilme iradesidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.