İhsan Yılmaz
Köşe Yazarı
İhsan Yılmaz
 

Faili Meçhullerden Faili Malumlara: Hakikatin Önündeki Perde Kalkmalı

Türkiye’nin hafızasında kapanmayan dosyalar, cevapsız kalan sorular ve adalet bekleyen aileler var. Aradan kaç yıl geçerse geçsin; kayıpların akıbetini araştırmak, şüpheli ölümleri aydınlatmak ve suçun gerçek faillerini hukuk önüne çıkarmak devletin vazgeçemeyeceği sorumluluğudur. Türkiye’nin toplumsal hafızasında kapanmayan dosyalar var. Yıllardır aynı soruların çevresinde dönüp duran dosyalar: Ne oldu? Kim yaptı? Deliller neden zamanında toplanmadı? Soruşturmalar neden sonuçlandırılamadı? Bazı olayların ardından “faili meçhul” denildi ve dosyaların üzerine ağır bir sessizlik çöktü. Aradan geçen yıllar, gerçeği aydınlatmak yerine çoğu zaman karanlığı daha da büyüttü. Ancak toplum artık bu sessizliği kabul etmiyor. İnsanlar, geçmişin karanlığında bırakılmış cinayetlerin, kayıpların ve şüpheli ölümlerin bütün yönleriyle araştırılmasını istiyor. Delillerin yeniden değerlendirilmesini, ihmali veya sorumluluğu bulunanların belirlenmesini ve gerçeğin hukuk yoluyla ortaya çıkarılmasını bekliyor. Bu talep ne sağın ne solun ne de herhangi bir siyasi çevrenin talebidir. Bu, vicdanın ve hukukun ortak talebidir. Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş Gülistan Doku… Rojin Kabaiş… İki genç kadın, iki aile ve cevap bekleyen çok ağır sorular… Bu iki olayın hukuki niteliği ve soruşturma süreçleri birbirinden farklı olabilir. Ancak ailelerin ve kamuoyunun ortak beklentisi aynıdır: Gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması. Ailelerin istediği ayrıcalık değildir. Herhangi bir kişinin delilsiz biçimde suçlu ilan edilmesi de değildir. İstedikleri; bütün iddiaların araştırılması, delillerin bilimsel yöntemlerle incelenmesi, çelişkilerin giderilmesi ve soruşturmaların etkili bir şekilde yürütülmesidir. Çünkü adalet yalnızca bir karar vermek değildir. Adalet, o karara ulaşan sürecin de eksiksiz, tarafsız ve denetlenebilir olmasıdır. Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri masumiyet karinesidir. Hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadan suçlu ilan edilemez. Ancak bu ilke, şüphelerin araştırılmamasının veya soruşturmalardaki eksikliklerin görmezden gelinmesinin gerekçesi de olamaz. Hukuk, bir yandan kişilerin şeref ve itibarını korurken diğer yandan maddi gerçeğe ulaşmak için bütün meşru imkânları kullanmak zorundadır. Adalet sözle değil, etkili soruşturmayla sağlanır Son dönemde Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in kamuoyunun yakından takip ettiği bazı dosyalara yönelik daha kararlı bir tutum ortaya koyması dikkat çekiyor. Buradaki mesele herhangi bir kişiye duyulan siyasi yakınlık veya sempati değildir. Asıl önemli olan, devletin adli olaylar karşısında gösterdiği kurumsal iradedir. Yıllardır adalet bekleyen ailelerin artık yeni açıklamalardan çok somut gelişmelere ihtiyacı var. Bir dosyanın yeniden ele alınması… Eksik bırakılan bir işlemin tamamlanması… Bir delilin yeni teknolojilerle tekrar incelenmesi… Bir tanığın yeniden dinlenmesi… Kamera görüntülerinin, iletişim kayıtlarının ve adli tıp bulgularının uzmanlar tarafından yeniden değerlendirilmesi… Bunların her biri, yıllardır cevapsız kalan soruların aydınlatılması bakımından büyük önem taşıyor. Ceza soruşturmasının amacı, önceden belirlenmiş bir kişiyi suçlu çıkarmak değil; maddi gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır. Bu nedenle soruşturma makamları yalnızca şüphelinin aleyhindeki delilleri değil, lehindeki delilleri de toplamakla yükümlüdür. Gerçek bir hukuk devletinde soruşturma; söylentilerle, siyasi yönlendirmelerle veya toplumsal baskıyla değil, somut delillerle yürütülür. Peki, geçmişte kalan dosyalar? Asıl büyük mesele burada başlıyor. Türkiye’nin geçmişinde faili meçhul bırakılmış cinayetler, zorla kaybetme iddiaları ve kuşku uyandıran ölümler varsa bunların kaderi, “Üzerinden çok zaman geçti” denilerek sessizliğe terk edilmemelidir. Zamanın geçmesi, devletin hakikati araştırma sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bugünün teknolojik imkânları varsa kullanılmalıdır. Yeni bir delil ortaya çıkmışsa incelenmelidir. Arşivlerde araştırılması gereken belgeler varsa araştırılmalıdır. Dinlenmemiş veya yeniden dinlenmesi gereken tanıklar varsa ifadelerine başvurulmalıdır. Soruşturmayı etkileyen bir ihmal, delil karartma şüphesi ya da kamu görevlisinin sorumluluğu bulunduğuna ilişkin ciddi emareler varsa bunların üzerine kararlılıkla gidilmelidir. 1980’lere ve 1990’lara uzanan dosyalar için de aynı hukuk ölçüsü geçerli olmalıdır. Çünkü zaman bazı fiziksel izleri silebilir; fakat toplumun hafızasındaki soruları silemez. Etkili soruşturma devletin yükümlülüğüdür Yaşam hakkının korunması, yalnızca devletin insan hayatına doğrudan müdahale etmemesi anlamına gelmez. Şüpheli bir ölüm veya kayıp meydana geldiğinde olayın etkili, bağımsız, tarafsız ve makul bir süratle soruşturulması da hukuk devletinin temel yükümlülükleri arasındadır. Bir soruşturmanın kâğıt üzerinde açık tutulması yeterli değildir. Soruşturma, gerçeğe ulaşabilecek ciddiyet ve kapasiteyle yürütülmelidir. Deliller zamanında toplanmalı, ihtimaller arasında ayrım yapılmamalı ve ailelerin sürece katılım hakkı korunmalıdır. Ailelere bilgi verilmemesi, taleplerinin cevapsız bırakılması veya dosyanın yıllarca sonuçsuz bekletilmesi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda vicdani bir yaradır. Adalet geciktiğinde yalnızca karar gecikmez; insanların devlete ve hukuka duyduğu güven de zedelenir. Devletin tarafı yalnızca hukuk olmalıdır Burada ince fakat son derece önemli bir çizgi vardır. Devlet kamu düzenini ve vatandaşlarının güvenliğini koruyacaktır. Ancak otoritenin ölçüsü baskı veya keyfîlik değil, hukuk olacaktır. Kendisine yakın olana başka, uzak olana başka davranmayan bir hukuk… Makamına, kimliğine, düşüncesine ve toplumsal konumuna bakmadan herkese eşit uygulanan bir adalet… Çünkü demokratik devletin gerçek sınavı, gücünü kullanabildiği yerde değil; gücünü hukukla sınırlayabildiği yerde başlar. Vatandaş devletten korkmamalı, devletin adaletine güvenmelidir. Bunun yolu da bellidir: Aynı olay karşısında aynı hukuk, aynı delil karşısında aynı hassasiyet ve herkes için adil yargılanma güvencesi… Hiç kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli; hiç kimse de makamı, görevi, nüfuzu veya gücü nedeniyle soruşturulamaz hâle gelmemelidir. Geçmişle yüzleşmek geleceği kurmaktır Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesi, geçmişe takılıp kalması anlamına gelmez. Tam tersine, geleceği daha sağlam temeller üzerinde kurabilmesinin şartıdır. Kayıpların akıbeti araştırılır. Cinayetlerin gerçek failleri belirlenmeye çalışılır. Hatalı kararlar ve eksik soruşturmalar hukuk içinde gözden geçirilir. Masum olanların üzerindeki şüphe kaldırılır. Sorumluluğu bulunanlar ise kim olduklarına bakılmaksızın bağımsız yargı önünde hesap verir. Bunun adı rövanş değildir. Bunun adı hukuki normalleşmedir. Bir devlet, geçmişindeki karanlık noktaları aydınlattığında küçülmez. Tam tersine, vatandaşının gözünde daha güçlü ve daha güvenilir hâle gelir. Çünkü gerçek güç, yanlışları gizleyebilmek değil; onları hukuk içinde ortaya çıkarıp düzeltebilmektir. Cezasızlık yeni acıların kapısını açar Faili meçhul dosyaların çözülememesi yalnızca geçmişte kalmış bir adalet sorunu değildir. Cezasızlık algısı, gelecekte işlenebilecek suçlar için de tehlikeli bir zemin oluşturur. Bir suçu işleyen kişi, aradan geçen zamanın kendisini koruyacağına inanırsa hukuk düzeni yara alır. Bu nedenle her dosyanın aydınlatılması, yalnızca mağdur ailelerine karşı bir sorumluluk değildir. Aynı zamanda yeni suçların önlenmesi ve toplumsal güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Gerçeğin ortaya çıkarılması, toplumda intikam duygusunu değil, adalet duygusunu güçlendirir. Türkiye’nin üzerindeki ağır yük Türkiye’nin yıllardır taşıdığı siyasi ve toplumsal yüklerin önemli bir bölümü, geçmişte cevapsız bırakılmış sorulardan oluşuyor. Her aydınlatılamayan olay yeni bir şüphe doğuruyor. Her cevapsız soru başka bir kuşağa aktarılıyor. Her sonuçsuz dosya, adalet duygusunda yeni bir kırılmaya neden oluyor. Oysa devletin vatandaşına verebileceği en değerli güvencelerden biri şudur: “Senin acın benim de sorumluluğumdur. Gerçeği bulmak için hukukun bütün imkânlarını kullanacağım.” Bu anlayış yerleşirse yalnızca mağdur aileleri değil, bütün toplum kazanır. Türkiye kendi geçmişine bakabilecek hukuki ve siyasi cesareti gösterirse, üzerinde biriken ağır tortudan da kurtulabilir. Bu yalnızca toplumsal barış açısından değil, ülkenin itibarı ve bölgesel gücü bakımından da önemlidir. Çünkü ekonomik ve askerî güç kadar değerli başka bir güç daha vardır: Devletine güvenen, hukuk karşısında kendisini eşit hisseden vatandaş. Artık söz değil, sonuç zamanı Gülistan Doku dosyasında… Rojin Kabaiş dosyasında… Geçmişten bugüne cevapsız bırakılmış bütün kayıp, cinayet ve şüpheli ölüm dosyalarında… Toplumun beklentisi son derece açıktır: Soruşturma etkili biçimde yürütülsün. Bütün deliller değerlendirilsin. Her ciddi şüphe araştırılsın. Eksiklikler giderilsin. Aileler bilgilendirilsin. Gerçek, bağımsız ve tarafsız yargının önünde ortaya çıkarılsın. Kimse delilsiz biçimde suçlanmasın; kimse sahip olduğu makam veya güç nedeniyle dokunulmaz hâle gelmesin. Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir tartışma veya geçici bir kamuoyu açıklaması değildir. İhtiyaç duyulan şey, herkese eşit uygulanan ve sonuç üreten bir hukuk düzenidir. Sayın Akın Gürlek’in ortaya koyduğu yaklaşımın toplumdaki karşılığı da burada aranmalıdır. İnsanlar devletin yalnızca dosyaları açtığını değil, gerçeğin sonuna kadar gittiğini görmek istiyor. Bu irade korunur, hukuk kuralları içinde somutlaştırılır ve hiçbir ayrım gözetilmeden bütün vatandaşlara uygulanırsa Türkiye geçmişinin en ağır yüklerinden bazılarını geride bırakabilir. Ve belki de yıllardır beklenen değişim tam burada başlayabilir: “Faili meçhul” denilerek kaderine terk edilen her olay yeniden hukuk önüne getirilir, karanlıkta kalan bütün ihtimaller araştırılır, masumiyet ile sorumluluk birbirinden kesin biçimde ayrılır. Gerçek failler delillerle belirlenir. Masumların üzerindeki gölge kaldırılır. Ailelerin bekleyişi sona erer. Türkiye de ancak o zaman geçmişinin gölgesinden çıkarak, hukukun aydınlattığı bir geleceğe yürüyebilir.
Ekleme Tarihi: 15 Eylül 2026 -Salı
İhsan Yılmaz

Faili Meçhullerden Faili Malumlara: Hakikatin Önündeki Perde Kalkmalı

Türkiye’nin hafızasında kapanmayan dosyalar, cevapsız kalan sorular ve adalet bekleyen aileler var. Aradan kaç yıl geçerse geçsin; kayıpların akıbetini araştırmak, şüpheli ölümleri aydınlatmak ve suçun gerçek faillerini hukuk önüne çıkarmak devletin vazgeçemeyeceği sorumluluğudur.

Türkiye’nin toplumsal hafızasında kapanmayan dosyalar var.

Yıllardır aynı soruların çevresinde dönüp duran dosyalar:

Ne oldu?

Kim yaptı?

Deliller neden zamanında toplanmadı?

Soruşturmalar neden sonuçlandırılamadı?

Bazı olayların ardından “faili meçhul” denildi ve dosyaların üzerine ağır bir sessizlik çöktü. Aradan geçen yıllar, gerçeği aydınlatmak yerine çoğu zaman karanlığı daha da büyüttü.

Ancak toplum artık bu sessizliği kabul etmiyor.

İnsanlar, geçmişin karanlığında bırakılmış cinayetlerin, kayıpların ve şüpheli ölümlerin bütün yönleriyle araştırılmasını istiyor. Delillerin yeniden değerlendirilmesini, ihmali veya sorumluluğu bulunanların belirlenmesini ve gerçeğin hukuk yoluyla ortaya çıkarılmasını bekliyor.

Bu talep ne sağın ne solun ne de herhangi bir siyasi çevrenin talebidir.

Bu, vicdanın ve hukukun ortak talebidir.

Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş

Gülistan Doku…

Rojin Kabaiş…

İki genç kadın, iki aile ve cevap bekleyen çok ağır sorular…

Bu iki olayın hukuki niteliği ve soruşturma süreçleri birbirinden farklı olabilir. Ancak ailelerin ve kamuoyunun ortak beklentisi aynıdır: Gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması.

Ailelerin istediği ayrıcalık değildir.

Herhangi bir kişinin delilsiz biçimde suçlu ilan edilmesi de değildir.

İstedikleri; bütün iddiaların araştırılması, delillerin bilimsel yöntemlerle incelenmesi, çelişkilerin giderilmesi ve soruşturmaların etkili bir şekilde yürütülmesidir.

Çünkü adalet yalnızca bir karar vermek değildir. Adalet, o karara ulaşan sürecin de eksiksiz, tarafsız ve denetlenebilir olmasıdır.

Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri masumiyet karinesidir. Hiç kimse hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadan suçlu ilan edilemez. Ancak bu ilke, şüphelerin araştırılmamasının veya soruşturmalardaki eksikliklerin görmezden gelinmesinin gerekçesi de olamaz.

Hukuk, bir yandan kişilerin şeref ve itibarını korurken diğer yandan maddi gerçeğe ulaşmak için bütün meşru imkânları kullanmak zorundadır.

Adalet sözle değil, etkili soruşturmayla sağlanır

Son dönemde Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in kamuoyunun yakından takip ettiği bazı dosyalara yönelik daha kararlı bir tutum ortaya koyması dikkat çekiyor.

Buradaki mesele herhangi bir kişiye duyulan siyasi yakınlık veya sempati değildir. Asıl önemli olan, devletin adli olaylar karşısında gösterdiği kurumsal iradedir.

Yıllardır adalet bekleyen ailelerin artık yeni açıklamalardan çok somut gelişmelere ihtiyacı var.

Bir dosyanın yeniden ele alınması…

Eksik bırakılan bir işlemin tamamlanması…

Bir delilin yeni teknolojilerle tekrar incelenmesi…

Bir tanığın yeniden dinlenmesi…

Kamera görüntülerinin, iletişim kayıtlarının ve adli tıp bulgularının uzmanlar tarafından yeniden değerlendirilmesi…

Bunların her biri, yıllardır cevapsız kalan soruların aydınlatılması bakımından büyük önem taşıyor.

Ceza soruşturmasının amacı, önceden belirlenmiş bir kişiyi suçlu çıkarmak değil; maddi gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır. Bu nedenle soruşturma makamları yalnızca şüphelinin aleyhindeki delilleri değil, lehindeki delilleri de toplamakla yükümlüdür.

Gerçek bir hukuk devletinde soruşturma; söylentilerle, siyasi yönlendirmelerle veya toplumsal baskıyla değil, somut delillerle yürütülür.

Peki, geçmişte kalan dosyalar?

Asıl büyük mesele burada başlıyor.

Türkiye’nin geçmişinde faili meçhul bırakılmış cinayetler, zorla kaybetme iddiaları ve kuşku uyandıran ölümler varsa bunların kaderi, “Üzerinden çok zaman geçti” denilerek sessizliğe terk edilmemelidir.

Zamanın geçmesi, devletin hakikati araştırma sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Bugünün teknolojik imkânları varsa kullanılmalıdır.

Yeni bir delil ortaya çıkmışsa incelenmelidir.

Arşivlerde araştırılması gereken belgeler varsa araştırılmalıdır.

Dinlenmemiş veya yeniden dinlenmesi gereken tanıklar varsa ifadelerine başvurulmalıdır.

Soruşturmayı etkileyen bir ihmal, delil karartma şüphesi ya da kamu görevlisinin sorumluluğu bulunduğuna ilişkin ciddi emareler varsa bunların üzerine kararlılıkla gidilmelidir.

1980’lere ve 1990’lara uzanan dosyalar için de aynı hukuk ölçüsü geçerli olmalıdır.

Çünkü zaman bazı fiziksel izleri silebilir; fakat toplumun hafızasındaki soruları silemez.

Etkili soruşturma devletin yükümlülüğüdür

Yaşam hakkının korunması, yalnızca devletin insan hayatına doğrudan müdahale etmemesi anlamına gelmez. Şüpheli bir ölüm veya kayıp meydana geldiğinde olayın etkili, bağımsız, tarafsız ve makul bir süratle soruşturulması da hukuk devletinin temel yükümlülükleri arasındadır.

Bir soruşturmanın kâğıt üzerinde açık tutulması yeterli değildir.

Soruşturma, gerçeğe ulaşabilecek ciddiyet ve kapasiteyle yürütülmelidir. Deliller zamanında toplanmalı, ihtimaller arasında ayrım yapılmamalı ve ailelerin sürece katılım hakkı korunmalıdır.

Ailelere bilgi verilmemesi, taleplerinin cevapsız bırakılması veya dosyanın yıllarca sonuçsuz bekletilmesi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda vicdani bir yaradır.

Adalet geciktiğinde yalnızca karar gecikmez; insanların devlete ve hukuka duyduğu güven de zedelenir.

Devletin tarafı yalnızca hukuk olmalıdır

Burada ince fakat son derece önemli bir çizgi vardır.

Devlet kamu düzenini ve vatandaşlarının güvenliğini koruyacaktır. Ancak otoritenin ölçüsü baskı veya keyfîlik değil, hukuk olacaktır.

Kendisine yakın olana başka, uzak olana başka davranmayan bir hukuk…

Makamına, kimliğine, düşüncesine ve toplumsal konumuna bakmadan herkese eşit uygulanan bir adalet…

Çünkü demokratik devletin gerçek sınavı, gücünü kullanabildiği yerde değil; gücünü hukukla sınırlayabildiği yerde başlar.

Vatandaş devletten korkmamalı, devletin adaletine güvenmelidir.

Bunun yolu da bellidir:

Aynı olay karşısında aynı hukuk, aynı delil karşısında aynı hassasiyet ve herkes için adil yargılanma güvencesi…

Hiç kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli; hiç kimse de makamı, görevi, nüfuzu veya gücü nedeniyle soruşturulamaz hâle gelmemelidir.

Geçmişle yüzleşmek geleceği kurmaktır

Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesi, geçmişe takılıp kalması anlamına gelmez.

Tam tersine, geleceği daha sağlam temeller üzerinde kurabilmesinin şartıdır.

Kayıpların akıbeti araştırılır.

Cinayetlerin gerçek failleri belirlenmeye çalışılır.

Hatalı kararlar ve eksik soruşturmalar hukuk içinde gözden geçirilir.

Masum olanların üzerindeki şüphe kaldırılır.

Sorumluluğu bulunanlar ise kim olduklarına bakılmaksızın bağımsız yargı önünde hesap verir.

Bunun adı rövanş değildir.

Bunun adı hukuki normalleşmedir.

Bir devlet, geçmişindeki karanlık noktaları aydınlattığında küçülmez. Tam tersine, vatandaşının gözünde daha güçlü ve daha güvenilir hâle gelir.

Çünkü gerçek güç, yanlışları gizleyebilmek değil; onları hukuk içinde ortaya çıkarıp düzeltebilmektir.

Cezasızlık yeni acıların kapısını açar

Faili meçhul dosyaların çözülememesi yalnızca geçmişte kalmış bir adalet sorunu değildir.

Cezasızlık algısı, gelecekte işlenebilecek suçlar için de tehlikeli bir zemin oluşturur. Bir suçu işleyen kişi, aradan geçen zamanın kendisini koruyacağına inanırsa hukuk düzeni yara alır.

Bu nedenle her dosyanın aydınlatılması, yalnızca mağdur ailelerine karşı bir sorumluluk değildir. Aynı zamanda yeni suçların önlenmesi ve toplumsal güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur.

Gerçeğin ortaya çıkarılması, toplumda intikam duygusunu değil, adalet duygusunu güçlendirir.

Türkiye’nin üzerindeki ağır yük

Türkiye’nin yıllardır taşıdığı siyasi ve toplumsal yüklerin önemli bir bölümü, geçmişte cevapsız bırakılmış sorulardan oluşuyor.

Her aydınlatılamayan olay yeni bir şüphe doğuruyor.

Her cevapsız soru başka bir kuşağa aktarılıyor.

Her sonuçsuz dosya, adalet duygusunda yeni bir kırılmaya neden oluyor.

Oysa devletin vatandaşına verebileceği en değerli güvencelerden biri şudur:

“Senin acın benim de sorumluluğumdur. Gerçeği bulmak için hukukun bütün imkânlarını kullanacağım.”

Bu anlayış yerleşirse yalnızca mağdur aileleri değil, bütün toplum kazanır.

Türkiye kendi geçmişine bakabilecek hukuki ve siyasi cesareti gösterirse, üzerinde biriken ağır tortudan da kurtulabilir.

Bu yalnızca toplumsal barış açısından değil, ülkenin itibarı ve bölgesel gücü bakımından da önemlidir.

Çünkü ekonomik ve askerî güç kadar değerli başka bir güç daha vardır:

Devletine güvenen, hukuk karşısında kendisini eşit hisseden vatandaş.

Artık söz değil, sonuç zamanı

Gülistan Doku dosyasında…

Rojin Kabaiş dosyasında…

Geçmişten bugüne cevapsız bırakılmış bütün kayıp, cinayet ve şüpheli ölüm dosyalarında…

Toplumun beklentisi son derece açıktır:

Soruşturma etkili biçimde yürütülsün.

Bütün deliller değerlendirilsin.

Her ciddi şüphe araştırılsın.

Eksiklikler giderilsin.

Aileler bilgilendirilsin.

Gerçek, bağımsız ve tarafsız yargının önünde ortaya çıkarılsın.

Kimse delilsiz biçimde suçlanmasın; kimse sahip olduğu makam veya güç nedeniyle dokunulmaz hâle gelmesin.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir tartışma veya geçici bir kamuoyu açıklaması değildir. İhtiyaç duyulan şey, herkese eşit uygulanan ve sonuç üreten bir hukuk düzenidir.

Sayın Akın Gürlek’in ortaya koyduğu yaklaşımın toplumdaki karşılığı da burada aranmalıdır. İnsanlar devletin yalnızca dosyaları açtığını değil, gerçeğin sonuna kadar gittiğini görmek istiyor.

Bu irade korunur, hukuk kuralları içinde somutlaştırılır ve hiçbir ayrım gözetilmeden bütün vatandaşlara uygulanırsa Türkiye geçmişinin en ağır yüklerinden bazılarını geride bırakabilir.

Ve belki de yıllardır beklenen değişim tam burada başlayabilir:

“Faili meçhul” denilerek kaderine terk edilen her olay yeniden hukuk önüne getirilir, karanlıkta kalan bütün ihtimaller araştırılır, masumiyet ile sorumluluk birbirinden kesin biçimde ayrılır.

Gerçek failler delillerle belirlenir.

Masumların üzerindeki gölge kaldırılır.

Ailelerin bekleyişi sona erer.

Türkiye de ancak o zaman geçmişinin gölgesinden çıkarak, hukukun aydınlattığı bir geleceğe yürüyebilir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.