İhsan Yılmaz
Köşe Yazarı
İhsan Yılmaz
 

KÜRT TARİHİNİN EN DERİN YARASI: BİRLİK OLAMAMAK!

Şeyh Mahmud Berzenci’den bugüne değişmeyen soru: Kürtler ne zaman kendi kaderlerini ortak akılla belirleyecek? Bir halkın en büyük talihsizliği, yalnızca karşısındaki güçlerin büyüklüğü değil, kendi içindeki birlik ve dayanışma eksikliğidir. Çünkü dışarıdan gelen güçler bir halkın topraklarını işgal edebilir, şehirlerini yakabilir, liderlerini sürgüne gönderebilir. Ancak bir halkın geleceğini asıl karartan, bazen kendi içerisinde büyüttüğü ayrılıklar, bitmeyen iktidar mücadeleleri ve ortak geleceğin önüne geçen kişisel çıkarlardır. Kürt tarihinin sayfalarını çevirdiğimizde insanın yüreğini sızlatan acı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Mücadele var, direniş var, fedakârlık var. Bedel ödeyen, sürgüne gönderilen, yaşamını yitiren ve bütün zorluklara rağmen kimliğine, diline, kültürüne sahip çıkan insanlar var. Fakat bütün bu mücadeleleri ortak bir irade etrafında buluşturacak siyasi birlik, tarihimizin birçok kritik döneminde yeterince güçlü olamamış. İşte Kürt tarihinin en büyük yaralarından biri de budur. ŞEYH MAHMUD BERZENCİ’DEN KALAN TARİHÎ DERS 1919 yılında İngiliz yönetimine karşı ayaklanan Şeyh Mahmud Berzenci, yalnızca bir yönetim veya iktidar mücadelesi vermiyordu. Kürtlerin kendi topraklarında söz sahibi olması ve geleceklerini belirleyebilmesi için mücadele ediyordu. Ancak bu mücadele yalnızca İngilizlerin askerî ve siyasi gücüyle karşı karşıya kalmadı. Bölgedeki aşiretler arasındaki rekabet, farklı siyasi tercihler, liderlik anlaşmazlıkları ve çıkar çatışmaları da ortak hareket etme imkânlarını zayıflattı. Elbette o dönemde yaşananları yalnızca Kürtler arasındaki ayrılıklara bağlamak tarihsel gerçekleri eksik değerlendirmek olur. İngilizlerin bölgesel politikaları, dönemin uluslararası dengeleri ve askerî güç farklılıkları da belirleyiciydi. Ancak şu gerçeği görmezden gelemeyiz: Bir halk kendi geleceğini belirlemek için mücadele ederken, kendi içindeki anlaşmazlıkları aşamıyorsa en büyük fırsatlarını da kaybedebilir. Şeyh Mahmud Berzenci'nin mücadelesinden çıkarılması gereken ders, geçmişin insanlarını suçlamak değil, tarihin önümüze koyduğu gerçeklerle yüzleşmektir. Çünkü tarih yalnızca zaferleri değil, kaçırılan fırsatları da kaydeder. TARİH DEĞİŞİYOR, PEKİ AYRILIKLAR NEDEN DEĞİŞMİYOR? Aradan bir asırdan fazla zaman geçti. Dün aşiretler arasındaki rekabetin gölgesinde kalan ortak mücadele, bugün zaman zaman siyasi partiler, liderler ve farklı örgütlenmeler arasındaki anlaşmazlıklarla karşı karşıya kalıyor. İsimler değişiyor, dönemler değişiyor, sınırlar ve siyasi şartlar değişiyor. Ama sorularımız değişmiyor. Neden bir Kürt'ün başarısı, başka bir Kürt için her zaman gurur kaynağı olamıyor? Neden bir bölgede elde edilen kültürel, toplumsal veya siyasi kazanım, ortak bir başarı olarak görülemiyor? Neden farklı siyasi görüşlere sahip insanlar, dil, kültür, eşitlik, demokrasi ve temel haklar söz konusu olduğunda aynı masanın etrafında buluşmakta zorlanıyor? Neden birbirimizin eksiklerini tamamlamak yerine, bazen birbirimizin önünü kesmeye çalışıyoruz? Oysa hiçbir halkın bütün fertleri aynı düşünmek zorunda değildir. Demokrasi de zaten herkesin aynı düşünmesi değil, farklılıkların karşılıklı saygı içerisinde bir arada yaşayabilmesidir. Birlik, tek ses olmak değildir. Birlik, farklı seslerin ortak bir geleceğe sahip çıkabilmesidir. Kürtlerin ihtiyacı da tam olarak budur. HİÇBİR AŞİRET, HİÇBİR PARTİ, HİÇBİR LİDER HALKTAN BÜYÜK DEĞİLDİR! Bugün geçmişe bakarak kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri şudur: Biz gerçekten halkımızın geleceğini mi düşünüyoruz, yoksa kendi siyasi çevremizin, ailemizin, aşiretimizin veya liderimizin başarısını mı her şeyin üzerinde tutuyoruz? Bu soruya samimiyetle cevap vermeden gerçek bir birlik kültürü oluşturamayız. Çünkü Kürt tarihi yalnızca aşiretlerin, ailelerin, siyasi partilerin ve liderlerin tarihi değildir. Bu tarih; anaların gözyaşıdır, sürgün yollarında büyüyen çocukların hikâyesidir, dilini yaşatmaya çalışan insanların emeğidir, toprağından koparılanların özlemidir. Bu tarih, acıları kadar umutları da ortak olan milyonlarca insanın tarihidir. Hiçbir siyasi parti, hiçbir aşiret, hiçbir aile ve hiçbir lider bir halkın tamamından daha büyük değildir. Liderler gelir geçer. Partiler kurulur, değişir, kapanır. Siyasi dengeler ve iktidarlar değişir. Ama halk kalır. Onun dili, kültürü, hafızası ve gelecek kuşaklara bırakacağı miras kalır. Bu nedenle bir liderin büyüklüğü, kendisine bağlı insanların sayısıyla değil, halkının geleceğine yaptığı katkıyla ölçülmelidir. Bir siyasi hareketin başarısı da rakiplerini ne kadar zayıflattığıyla değil, toplumun ortak sorunlarına ne kadar çözüm üretebildiğiyle değerlendirilmelidir. BİRBİRİMİZE KARŞI DEĞİL, BİRBİRİMİZİN YANINDA DURMALIYIZ Kürtlerin bugün ihtiyacı olan şey yeni düşmanlıklar, yeni kırgınlıklar ve yeni hesaplaşmalar değildir. İhtiyacımız olan; ortak akıl, karşılıklı saygı, siyasi olgunluk ve güçlü bir dayanışma kültürüdür. Birbirimizi eleştirebiliriz. Farklı siyasi düşünceleri savunabiliriz. Farklı liderleri destekleyebilir, farklı çözüm yolları önerebiliriz. Ancak bütün bu farklılıklar birbirimizi düşman olarak görmemizin gerekçesi olmamalıdır. Çünkü farklı düşünmek ayrılık değildir. Asıl ayrılık, birbirimizin varlığına tahammül edememektir. Bir halkın gerçek gücü, içindeki bütün farklılıkları ortadan kaldırmasında değil, o farklılıklara rağmen ortak değerlerini koruyabilmesindedir. Bir Kürt'ün acısını diğer Kürt'ün anlayabilmesi, birinin kazanımına diğerinin sevinmesi, birinin uğradığı haksızlığa diğerinin sessiz kalmaması gerekir. Üstelik bu dayanışma anlayışı yalnızca Kürtlerle sınırlı kalmamalı; aynı coğrafyada yaşayan bütün halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve barış içinde yaşama hakkını da savunmalıdır. Çünkü başkasının hakkını görmezden gelen bir anlayış, kendi hakkını savunurken de eksik kalır. PEKİ, KÜRTLER NE ZAMAN BİRLEŞECEK? Belki de artık bu soruyu yalnızca siyasetçilere değil, kendimize de sormalıyız. Birlikten söz ederken ne kadar samimiyiz? Farklı düşünen bir insanı gerçekten dinleyebiliyor muyuz? Kendi siyasi görüşümüzün dışındaki bir başarıyı takdir edebiliyor muyuz? Birbirimizin yanlışlarını düzeltmeye mi çalışıyoruz, yoksa yanlış yapmasını bekleyip bundan siyasi kazanç mı elde ediyoruz? İşte gerçek yüzleşme burada başlıyor. Birlik yalnızca meydanlarda atılan sloganlarla kurulmaz. Kürsülerden yapılan konuşmalarla, televizyon ekranlarında verilen mesajlarla veya özel günlerde yayımlanan bildirilerle de tek başına sağlanmaz. Birlik, zor zamanlarda birbirinin yanında durabilmektir. Birlik, farklılıkları kabul edebilmektir. Birlik, ortak meselelerde fedakârlık gösterebilmektir. Birlik, kişisel çıkarların ve siyasi hesapların önüne toplumun ortak geleceğini koyabilmektir. Ve en önemlisi birlik, herkesin kendisine benzemesini istemeden de yan yana yürüyebilmektir. ÇOCUKLARIMIZA HANGİ TARİHİ BIRAKACAĞIZ? Benim asıl üzerinde durmak istediğim mesele tam da budur. Bizden sonraki kuşaklara nasıl bir tarih bırakacağız? Birbirleriyle mücadele eden aşiretlerin, birbirini dışlayan siyasi hareketlerin, bitmeyen liderlik çekişmelerinin tarihini mi? Yoksa bütün farklılıklarına rağmen bir araya gelmeyi başarmış, ortak sorunlarını konuşarak çözmüş, diline, kültürüne, haklarına ve geleceğine birlikte sahip çıkmış insanların tarihini mi? Çocuklarımız yarın geçmişimize baktıklarında yalnızca acılarımızı mı okuyacak? Yoksa o acılardan ders çıkararak nasıl ortak bir gelecek kurduğumuzu da görebilecekler mi? Unutmayalım ki bir halkın geleceği yalnızca geçmişte verdiği mücadelelerle değil, bugün aldığı kararlarla da şekillenir. Geçmişte yaşanan acıları değiştiremeyiz. Kaybedilen yılları geri getiremeyiz. Sürgün yollarında yitirilen hayatları yeniden yaşatamayız. Ama aynı hataları tekrar etmek zorunda da değiliz. Tarih bize yalnızca ağlamak için değil, öğrenmek için de bırakılmıştır. SON SÖZ: TARİHİN BİZİ AFFETMESİNİ BEKLEMEYELİM! Şeyh Mahmud Berzenci'den bugüne uzanan tarihî yolculuk, bizlere önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Bir halkın geleceğini yalnızca dışarıdan gelen baskılar değil, içeride kurulamayan güven ve dayanışma da etkiler. Artık birbirimize kaybettirdiğimiz yılları değil, birbirimize kazandıracağımız yarınları konuşmalıyız. Artık kimin daha güçlü olduğunu tartışmak yerine, birlikte nasıl daha güçlü olabileceğimizi düşünmeliyiz. Artık birbirimizin önünü kesmek yerine birbirimize yol açmalıyız. Çünkü hiçbir siyasi başarı, bir halkın ortak geleceğinden daha değerli değildir. Hiçbir liderin makamı, hiçbir partinin çıkarı, hiçbir aşiretin gücü çocuklarımızın geleceğinden daha önemli olamaz. Bugün kendimize sormamız gereken soru çok açık: Biz ne zaman birbirimizin rakibi olmaktan çıkıp birbirimizin gücü olacağız? Ne zaman farklılıklarımızı ayrılık sebebi değil, zenginliğimiz olarak göreceğiz? Ne zaman geçmişin kırgınlıklarını geleceğin çocuklarına miras bırakmaktan vazgeçeceğiz? Ve ne zaman kendi aramızdaki siyasi sınırları aşarak ortak değerler etrafında buluşmayı başaracağız? Ben inanıyorum ki bir halkın en büyük zaferi, yalnızca karşısındaki güçlere karşı kazandığı zafer değildir. Asıl zafer, kendi içerisindeki güvensizliği yenebilmesi, farklılıklarıyla barışabilmesi ve ortak geleceğine birlikte sahip çıkabilmesidir. Çünkü birlik olmadan güç, dayanışma olmadan güven, ortak akıl olmadan kalıcı başarı olmaz. Kürtlerin artık birbirine karşı değil, birbirinin yanında durma zamanıdır. Tarih yeterince acı yazdı. Artık o tarihin yeni sayfalarına kardeşliği, dayanışmayı, barışı ve ortak iradeyi yazmak gerekiyor. Unutmayalım: Bir halkın en büyük kaybı, yalnızca elinden alınanlar değildir; birlikte kazanabilecekken ayrılıklar yüzünden kaybettikleridir. Ve tarih bir gün hepimize aynı soruyu soracaktır: “Birbirinizle uğraşırken, halkınızın geleceği için ne yaptınız?” O gün vereceğimiz cevabın bugünden daha güçlü olması dileğiyle…  
Ekleme Tarihi: 03 Kasım 2026 -Salı
İhsan Yılmaz

KÜRT TARİHİNİN EN DERİN YARASI: BİRLİK OLAMAMAK!

Şeyh Mahmud Berzenci’den bugüne değişmeyen soru: Kürtler ne zaman kendi kaderlerini ortak akılla belirleyecek?

Bir halkın en büyük talihsizliği, yalnızca karşısındaki güçlerin büyüklüğü değil, kendi içindeki birlik ve dayanışma eksikliğidir.

Çünkü dışarıdan gelen güçler bir halkın topraklarını işgal edebilir, şehirlerini yakabilir, liderlerini sürgüne gönderebilir. Ancak bir halkın geleceğini asıl karartan, bazen kendi içerisinde büyüttüğü ayrılıklar, bitmeyen iktidar mücadeleleri ve ortak geleceğin önüne geçen kişisel çıkarlardır.

Kürt tarihinin sayfalarını çevirdiğimizde insanın yüreğini sızlatan acı bir gerçekle karşılaşıyoruz.

Mücadele var, direniş var, fedakârlık var. Bedel ödeyen, sürgüne gönderilen, yaşamını yitiren ve bütün zorluklara rağmen kimliğine, diline, kültürüne sahip çıkan insanlar var.

Fakat bütün bu mücadeleleri ortak bir irade etrafında buluşturacak siyasi birlik, tarihimizin birçok kritik döneminde yeterince güçlü olamamış.

İşte Kürt tarihinin en büyük yaralarından biri de budur.

ŞEYH MAHMUD BERZENCİ’DEN KALAN TARİHÎ DERS

1919 yılında İngiliz yönetimine karşı ayaklanan Şeyh Mahmud Berzenci, yalnızca bir yönetim veya iktidar mücadelesi vermiyordu. Kürtlerin kendi topraklarında söz sahibi olması ve geleceklerini belirleyebilmesi için mücadele ediyordu.

Ancak bu mücadele yalnızca İngilizlerin askerî ve siyasi gücüyle karşı karşıya kalmadı. Bölgedeki aşiretler arasındaki rekabet, farklı siyasi tercihler, liderlik anlaşmazlıkları ve çıkar çatışmaları da ortak hareket etme imkânlarını zayıflattı.

Elbette o dönemde yaşananları yalnızca Kürtler arasındaki ayrılıklara bağlamak tarihsel gerçekleri eksik değerlendirmek olur. İngilizlerin bölgesel politikaları, dönemin uluslararası dengeleri ve askerî güç farklılıkları da belirleyiciydi.

Ancak şu gerçeği görmezden gelemeyiz:

Bir halk kendi geleceğini belirlemek için mücadele ederken, kendi içindeki anlaşmazlıkları aşamıyorsa en büyük fırsatlarını da kaybedebilir.

Şeyh Mahmud Berzenci'nin mücadelesinden çıkarılması gereken ders, geçmişin insanlarını suçlamak değil, tarihin önümüze koyduğu gerçeklerle yüzleşmektir.

Çünkü tarih yalnızca zaferleri değil, kaçırılan fırsatları da kaydeder.

TARİH DEĞİŞİYOR, PEKİ AYRILIKLAR NEDEN DEĞİŞMİYOR?

Aradan bir asırdan fazla zaman geçti.

Dün aşiretler arasındaki rekabetin gölgesinde kalan ortak mücadele, bugün zaman zaman siyasi partiler, liderler ve farklı örgütlenmeler arasındaki anlaşmazlıklarla karşı karşıya kalıyor.

İsimler değişiyor, dönemler değişiyor, sınırlar ve siyasi şartlar değişiyor.

Ama sorularımız değişmiyor.

Neden bir Kürt'ün başarısı, başka bir Kürt için her zaman gurur kaynağı olamıyor?

Neden bir bölgede elde edilen kültürel, toplumsal veya siyasi kazanım, ortak bir başarı olarak görülemiyor?

Neden farklı siyasi görüşlere sahip insanlar, dil, kültür, eşitlik, demokrasi ve temel haklar söz konusu olduğunda aynı masanın etrafında buluşmakta zorlanıyor?

Neden birbirimizin eksiklerini tamamlamak yerine, bazen birbirimizin önünü kesmeye çalışıyoruz?

Oysa hiçbir halkın bütün fertleri aynı düşünmek zorunda değildir.

Demokrasi de zaten herkesin aynı düşünmesi değil, farklılıkların karşılıklı saygı içerisinde bir arada yaşayabilmesidir.

Birlik, tek ses olmak değildir. Birlik, farklı seslerin ortak bir geleceğe sahip çıkabilmesidir.

Kürtlerin ihtiyacı da tam olarak budur.

HİÇBİR AŞİRET, HİÇBİR PARTİ, HİÇBİR LİDER HALKTAN BÜYÜK DEĞİLDİR!

Bugün geçmişe bakarak kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri şudur:

Biz gerçekten halkımızın geleceğini mi düşünüyoruz, yoksa kendi siyasi çevremizin, ailemizin, aşiretimizin veya liderimizin başarısını mı her şeyin üzerinde tutuyoruz?

Bu soruya samimiyetle cevap vermeden gerçek bir birlik kültürü oluşturamayız.

Çünkü Kürt tarihi yalnızca aşiretlerin, ailelerin, siyasi partilerin ve liderlerin tarihi değildir.

Bu tarih; anaların gözyaşıdır, sürgün yollarında büyüyen çocukların hikâyesidir, dilini yaşatmaya çalışan insanların emeğidir, toprağından koparılanların özlemidir.

Bu tarih, acıları kadar umutları da ortak olan milyonlarca insanın tarihidir.

Hiçbir siyasi parti, hiçbir aşiret, hiçbir aile ve hiçbir lider bir halkın tamamından daha büyük değildir.

Liderler gelir geçer.

Partiler kurulur, değişir, kapanır.

Siyasi dengeler ve iktidarlar değişir.

Ama halk kalır.

Onun dili, kültürü, hafızası ve gelecek kuşaklara bırakacağı miras kalır.

Bu nedenle bir liderin büyüklüğü, kendisine bağlı insanların sayısıyla değil, halkının geleceğine yaptığı katkıyla ölçülmelidir.

Bir siyasi hareketin başarısı da rakiplerini ne kadar zayıflattığıyla değil, toplumun ortak sorunlarına ne kadar çözüm üretebildiğiyle değerlendirilmelidir.

BİRBİRİMİZE KARŞI DEĞİL, BİRBİRİMİZİN YANINDA DURMALIYIZ

Kürtlerin bugün ihtiyacı olan şey yeni düşmanlıklar, yeni kırgınlıklar ve yeni hesaplaşmalar değildir.

İhtiyacımız olan; ortak akıl, karşılıklı saygı, siyasi olgunluk ve güçlü bir dayanışma kültürüdür.

Birbirimizi eleştirebiliriz.

Farklı siyasi düşünceleri savunabiliriz.

Farklı liderleri destekleyebilir, farklı çözüm yolları önerebiliriz.

Ancak bütün bu farklılıklar birbirimizi düşman olarak görmemizin gerekçesi olmamalıdır.

Çünkü farklı düşünmek ayrılık değildir. Asıl ayrılık, birbirimizin varlığına tahammül edememektir.

Bir halkın gerçek gücü, içindeki bütün farklılıkları ortadan kaldırmasında değil, o farklılıklara rağmen ortak değerlerini koruyabilmesindedir.

Bir Kürt'ün acısını diğer Kürt'ün anlayabilmesi, birinin kazanımına diğerinin sevinmesi, birinin uğradığı haksızlığa diğerinin sessiz kalmaması gerekir.

Üstelik bu dayanışma anlayışı yalnızca Kürtlerle sınırlı kalmamalı; aynı coğrafyada yaşayan bütün halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve barış içinde yaşama hakkını da savunmalıdır.

Çünkü başkasının hakkını görmezden gelen bir anlayış, kendi hakkını savunurken de eksik kalır.

PEKİ, KÜRTLER NE ZAMAN BİRLEŞECEK?

Belki de artık bu soruyu yalnızca siyasetçilere değil, kendimize de sormalıyız.

Birlikten söz ederken ne kadar samimiyiz?

Farklı düşünen bir insanı gerçekten dinleyebiliyor muyuz?

Kendi siyasi görüşümüzün dışındaki bir başarıyı takdir edebiliyor muyuz?

Birbirimizin yanlışlarını düzeltmeye mi çalışıyoruz, yoksa yanlış yapmasını bekleyip bundan siyasi kazanç mı elde ediyoruz?

İşte gerçek yüzleşme burada başlıyor.

Birlik yalnızca meydanlarda atılan sloganlarla kurulmaz.

Kürsülerden yapılan konuşmalarla, televizyon ekranlarında verilen mesajlarla veya özel günlerde yayımlanan bildirilerle de tek başına sağlanmaz.

Birlik, zor zamanlarda birbirinin yanında durabilmektir.

Birlik, farklılıkları kabul edebilmektir.

Birlik, ortak meselelerde fedakârlık gösterebilmektir.

Birlik, kişisel çıkarların ve siyasi hesapların önüne toplumun ortak geleceğini koyabilmektir.

Ve en önemlisi birlik, herkesin kendisine benzemesini istemeden de yan yana yürüyebilmektir.

ÇOCUKLARIMIZA HANGİ TARİHİ BIRAKACAĞIZ?

Benim asıl üzerinde durmak istediğim mesele tam da budur.

Bizden sonraki kuşaklara nasıl bir tarih bırakacağız?

Birbirleriyle mücadele eden aşiretlerin, birbirini dışlayan siyasi hareketlerin, bitmeyen liderlik çekişmelerinin tarihini mi?

Yoksa bütün farklılıklarına rağmen bir araya gelmeyi başarmış, ortak sorunlarını konuşarak çözmüş, diline, kültürüne, haklarına ve geleceğine birlikte sahip çıkmış insanların tarihini mi?

Çocuklarımız yarın geçmişimize baktıklarında yalnızca acılarımızı mı okuyacak?

Yoksa o acılardan ders çıkararak nasıl ortak bir gelecek kurduğumuzu da görebilecekler mi?

Unutmayalım ki bir halkın geleceği yalnızca geçmişte verdiği mücadelelerle değil, bugün aldığı kararlarla da şekillenir.

Geçmişte yaşanan acıları değiştiremeyiz.

Kaybedilen yılları geri getiremeyiz.

Sürgün yollarında yitirilen hayatları yeniden yaşatamayız.

Ama aynı hataları tekrar etmek zorunda da değiliz.

Tarih bize yalnızca ağlamak için değil, öğrenmek için de bırakılmıştır.

SON SÖZ: TARİHİN BİZİ AFFETMESİNİ BEKLEMEYELİM!

Şeyh Mahmud Berzenci'den bugüne uzanan tarihî yolculuk, bizlere önemli bir gerçeği hatırlatıyor:

Bir halkın geleceğini yalnızca dışarıdan gelen baskılar değil, içeride kurulamayan güven ve dayanışma da etkiler.

Artık birbirimize kaybettirdiğimiz yılları değil, birbirimize kazandıracağımız yarınları konuşmalıyız.

Artık kimin daha güçlü olduğunu tartışmak yerine, birlikte nasıl daha güçlü olabileceğimizi düşünmeliyiz.

Artık birbirimizin önünü kesmek yerine birbirimize yol açmalıyız.

Çünkü hiçbir siyasi başarı, bir halkın ortak geleceğinden daha değerli değildir.

Hiçbir liderin makamı, hiçbir partinin çıkarı, hiçbir aşiretin gücü çocuklarımızın geleceğinden daha önemli olamaz.

Bugün kendimize sormamız gereken soru çok açık:

Biz ne zaman birbirimizin rakibi olmaktan çıkıp birbirimizin gücü olacağız?

Ne zaman farklılıklarımızı ayrılık sebebi değil, zenginliğimiz olarak göreceğiz?

Ne zaman geçmişin kırgınlıklarını geleceğin çocuklarına miras bırakmaktan vazgeçeceğiz?

Ve ne zaman kendi aramızdaki siyasi sınırları aşarak ortak değerler etrafında buluşmayı başaracağız?

Ben inanıyorum ki bir halkın en büyük zaferi, yalnızca karşısındaki güçlere karşı kazandığı zafer değildir.

Asıl zafer, kendi içerisindeki güvensizliği yenebilmesi, farklılıklarıyla barışabilmesi ve ortak geleceğine birlikte sahip çıkabilmesidir.

Çünkü birlik olmadan güç, dayanışma olmadan güven, ortak akıl olmadan kalıcı başarı olmaz.

Kürtlerin artık birbirine karşı değil, birbirinin yanında durma zamanıdır.

Tarih yeterince acı yazdı.

Artık o tarihin yeni sayfalarına kardeşliği, dayanışmayı, barışı ve ortak iradeyi yazmak gerekiyor.

Unutmayalım: Bir halkın en büyük kaybı, yalnızca elinden alınanlar değildir; birlikte kazanabilecekken ayrılıklar yüzünden kaybettikleridir.

Ve tarih bir gün hepimize aynı soruyu soracaktır:

“Birbirinizle uğraşırken, halkınızın geleceği için ne yaptınız?”

O gün vereceğimiz cevabın bugünden daha güçlü olması dileğiyle…

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.