İhsan Yılmaz
Köşe Yazarı
İhsan Yılmaz
 

Tarihin Güneşle Dans Ettiği Kentte, Bir Fincan Kahvenin Huzuru

Eski Silvan’ın nostaljik sokaklarından modern bir kafenin huzurlu bahçesine uzanan bir yolculuk… Bir yanda çocukluğumun izleri, diğer yanda değişen ve güzelleşen Silvan’ın yeni yüzü. Bugün yine düştü yolum Silvan’ın sokaklarına… Öyle bir yere yetişme telaşım, birilerini görme zorunluluğum yoktu. Sadece yürümek, biraz geçmişe dokunmak, biraz da yaşadığım kentin değişen yüzünü görmek istedim. Silvan… Tarihin güneşle dans ettiği, taşların dile geldiği, her sokağında bir hatıranın saklandığı kadim kentim. Bu kentin sokaklarında yürümek, benim için yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Bazen çocukluğuma dönmek, bazen kaybettiklerimi hatırlamak, bazen de yılların benden alıp götürdüğü güzel günlerin izini sürmektir. Bugün sokaklar her zamanki gibi kendi hâlindeydi. Kaldırımlarda tezgâhlarını kurmuş seyyar satıcılar, mevsimin bereketini sergiliyordu. Bir tarafta yöresel meyveler, sebzeler, diğer tarafta kış hazırlıklarının vazgeçilmezi olan pekmezler, cevizli sucuklar ve pestiller… Her biri bu toprakların emeğini, alın terini ve bereketini anlatıyordu. O tezgâhlara bakarken bir anda yıllar öncesine gittim. Çocukluğumun Silvan’ı geldi gözlerimin önüne. Henüz hayatın bu kadar hızlı akmadığı, insanların birbirine selam vermeden geçmediği, komşuluğun kapı önlerinde başladığı yıllar… Annelerimizin kış hazırlıkları yaptığı, pekmez kazanlarının kaynadığı, cevizli sucukların kuruması için asıldığı günler… Sokaklarda çocuk sesleri, evlerin avlularında hayatın en doğal hâli vardı. Ne kadar da güzeldi o yıllar! Belki bugünkü kadar modern imkânlarımız yoktu ama birbirimize ayıracak zamanımız, paylaşacak ekmeğimiz, anlatacak hikâyelerimiz vardı. Bugün o sokaklarda yürürken anladım ki insan yaş aldıkça en çok çocukluğunun geçtiği sokakları özlüyor. Çünkü bazı şehirler yalnızca yaşanılan yerler değildir; insanın hafızasıdır, geçmişidir, yüreğinin bir köşesinde hiç sönmeyen ışığıdır. ESKİ SİLVAN’IN HATIRALARI, YENİ SİLVAN’IN GÜZELLİKLERİ Uzun bir yürüyüşün ardından biraz dinlenmek, bir kahve içmek istedim. Yolum Ziraat Bankası’nın arka tarafına düştü. Burada değerli ağabeyim Mehmet Yücel’in çocuklarının Silvan’a kazandırdığı Gri Cafe dikkatimi çekti. İçeri adım attığımda doğrusu güzel bir sürprizle karşılaştım. Geniş bahçesi, özenle hazırlanmış iç mekân tasarımı, ferah oturma alanları ve huzur veren atmosferiyle Silvan’ın ortasında adeta İstanbul’un nezih kafelerinden birine gelmiş gibi hissettim. Bahçede oturan insanlar vardı. Kimisi dostlarıyla sohbet ediyor, kimisi kahvesini yudumluyor, kimisi de günün yorgunluğunu bu güzel ortamda geride bırakıyordu. Ne gereksiz bir gürültü ne de birbirini rahatsız eden insanlar… Herkes kendi dünyasında, kendi sohbetinde, kendi huzurundaydı. İşte tam da böyle ortamları özlüyoruz. İnsanın kendisini rahat hissedebildiği, dostlarıyla iki kelam edebildiği, bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırına yeni hatıralar ekleyebildiği mekânları… Ben de kendime bir Americano söyledim. Kahvem geldiğinde önce kokusunu içime çektim. Sonra ilk yudumumu aldım. Bir an için Silvan’da olduğumu unutur gibi oldum. Sanki İstanbul’un sakin bir semtinde, belki de Avrupa’nın eski sokaklarından birinde, küçük ve huzurlu bir kafede oturuyordum. Ama hayır… Burası benim Silvan’ımdı. Çocukluğumun geçtiği, gençliğimin izlerini taşıyan, acısıyla tatlısıyla hayatımın en güzel hatıralarını biriktirdiğim Silvan… Ve bu düşünce beni daha da mutlu etti. Çünkü güzel olan yalnızca içtiğim kahve değildi. Güzel olan, Silvan’ın böylesine nezih, modern ve huzurlu mekânlarla buluşmasıydı. BİR KENT GEÇMİŞİNİ KORUYARAK DA MODERNLEŞEBİLİR Ben Silvan’ın değişmesini, gelişmesini, güzelleşmesini istiyorum. Ama bir şartla… Bu kentin ruhu kaybolmadan! Malabadi Köprüsü’nün görkemini, tarihî surların sessizliğini, eski sokakların hatıralarını, insanların samimiyetini kaybetmeden büyümeli Silvan. Çünkü modernleşmek, geçmişi unutmak değildir. Modernleşmek, geçmişin değerlerini geleceğin güzellikleriyle buluşturabilmektir. Bir yanda kaldırımda pestilini, pekmezini satan emekçi insanlarımız; diğer yanda gençlerimizin emek vererek açtığı modern işletmeler… İşte görmek istediğim Silvan tam da budur. Geçmişiyle barışık, geleceğe umutla bakan bir Silvan. Gençlerimizin yalnızca başka şehirlerde gelecek aramadığı, kendi memleketlerinde yatırım yaptığı, iş kurduğu, istihdam sağladığı ve yaşadığı kente değer kattığı bir Silvan… Gri Cafe gibi işletmelerin çoğalmasını bu yüzden önemsiyorum. Çünkü bir kent yalnızca yollarıyla, binalarıyla, kaldırımlarıyla gelişmez. Bir kent, insanların nefes alabileceği sosyal alanlarıyla, kültürüyle, sanatıyla ve birlikte yaşama alışkanlığıyla da gelişir. Özellikle gençlerimizin huzur içinde vakit geçirebileceği, ailelerin gönül rahatlığıyla oturabileceği, dostların bir araya gelebileceği mekânlara ihtiyacımız var. Ve bu tür girişimleri desteklemek, emeğe saygı duymak hepimizin sorumluluğudur. BİR FİNCAN KAHVE, BİN HATIRA… Kahvemi yudumlarken bahçeye bir kez daha baktım. Bir tarafta sohbet eden insanlar, diğer tarafta günün telaşından uzaklaşmış yüzler… Hafif bir esinti, kahvenin güzel kokusu ve içimde tarif edemediğim bir huzur… Düşündüm de… İnsan bazen mutluluğu çok uzaklarda arıyor. Oysa mutluluk bazen çocukluğunun sokaklarında yürümek, eski bir hatırayı yeniden yaşamak, ardından güzel bir bahçede oturup bir fincan kahve içebilmektir. Bugün Silvan bana hem geçmişimi hatırlattı hem de geleceğe dair umut verdi. Sokaklarında çocukluğumu gördüm. Seyyar satıcıların tezgâhlarında annelerimizin emeğini, eski günlerin bereketini hissettim. Gri Cafe’nin bahçesinde ise değişen, gelişen, modernleşen Silvan’ın güzel bir örneğine tanıklık ettim. Bu vesileyle değerli ağabeyim Mehmet Yücel’in çocuklarını yürekten kutluyorum. Silvan’a böylesine güzel, nezih ve huzurlu bir mekân kazandırdıkları için kendilerine teşekkür ediyorum. Dilerim bu tür işletmeler çoğalır. Silvan’ın gençleri kendi kentlerinde hayallerini gerçekleştirir, yeni yatırımlar yapar ve kadim kentimiz hak ettiği güzelliklere kavuşur. Çünkü Silvan bunu fazlasıyla hak ediyor. Ve ben bugün bir kez daha anladım ki… Bazı kentler vardır, insan orada yalnızca yaşamaz; geçmişini, çocukluğunu, sevdiklerini ve bütün hatıralarını da yaşatır. Benim için Silvan işte böyle bir kenttir. Tarihin güneşle dans ettiği bu kadim şehirde, bir fincan Americano eşliğinde geçmişle geleceğin aynı masada buluştuğunu gördüm. Bir yanım çocukluğumun tozlu sokaklarında koşan küçük bir çocuk, diğer yanım yılların ardından huzurlu bir bahçede kahvesini yudumlayan bir adamdı. Ve ikisi de aynı şeyi söylüyordu: “İyi ki varsın Silvan… Sen benim yalnızca doğduğum toprak değil, her dönüşümde yeniden bulduğum çocukluğumsun.” Sevgiyle, dostlukla ve bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırıyla…
Ekleme Tarihi: 03 Kasım 2026 -Salı
İhsan Yılmaz

Tarihin Güneşle Dans Ettiği Kentte, Bir Fincan Kahvenin Huzuru

Eski Silvan’ın nostaljik sokaklarından modern bir kafenin huzurlu bahçesine uzanan bir yolculuk… Bir yanda çocukluğumun izleri, diğer yanda değişen ve güzelleşen Silvan’ın yeni yüzü.

Bugün yine düştü yolum Silvan’ın sokaklarına…

Öyle bir yere yetişme telaşım, birilerini görme zorunluluğum yoktu. Sadece yürümek, biraz geçmişe dokunmak, biraz da yaşadığım kentin değişen yüzünü görmek istedim.

Silvan…

Tarihin güneşle dans ettiği, taşların dile geldiği, her sokağında bir hatıranın saklandığı kadim kentim.

Bu kentin sokaklarında yürümek, benim için yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Bazen çocukluğuma dönmek, bazen kaybettiklerimi hatırlamak, bazen de yılların benden alıp götürdüğü güzel günlerin izini sürmektir.

Bugün sokaklar her zamanki gibi kendi hâlindeydi. Kaldırımlarda tezgâhlarını kurmuş seyyar satıcılar, mevsimin bereketini sergiliyordu. Bir tarafta yöresel meyveler, sebzeler, diğer tarafta kış hazırlıklarının vazgeçilmezi olan pekmezler, cevizli sucuklar ve pestiller…

Her biri bu toprakların emeğini, alın terini ve bereketini anlatıyordu.

O tezgâhlara bakarken bir anda yıllar öncesine gittim.

Çocukluğumun Silvan’ı geldi gözlerimin önüne.

Henüz hayatın bu kadar hızlı akmadığı, insanların birbirine selam vermeden geçmediği, komşuluğun kapı önlerinde başladığı yıllar…

Annelerimizin kış hazırlıkları yaptığı, pekmez kazanlarının kaynadığı, cevizli sucukların kuruması için asıldığı günler…

Sokaklarda çocuk sesleri, evlerin avlularında hayatın en doğal hâli vardı.

Ne kadar da güzeldi o yıllar!

Belki bugünkü kadar modern imkânlarımız yoktu ama birbirimize ayıracak zamanımız, paylaşacak ekmeğimiz, anlatacak hikâyelerimiz vardı.

Bugün o sokaklarda yürürken anladım ki insan yaş aldıkça en çok çocukluğunun geçtiği sokakları özlüyor.

Çünkü bazı şehirler yalnızca yaşanılan yerler değildir; insanın hafızasıdır, geçmişidir, yüreğinin bir köşesinde hiç sönmeyen ışığıdır.

ESKİ SİLVAN’IN HATIRALARI, YENİ SİLVAN’IN GÜZELLİKLERİ

Uzun bir yürüyüşün ardından biraz dinlenmek, bir kahve içmek istedim.

Yolum Ziraat Bankası’nın arka tarafına düştü.

Burada değerli ağabeyim Mehmet Yücel’in çocuklarının Silvan’a kazandırdığı Gri Cafe dikkatimi çekti.

İçeri adım attığımda doğrusu güzel bir sürprizle karşılaştım.

Geniş bahçesi, özenle hazırlanmış iç mekân tasarımı, ferah oturma alanları ve huzur veren atmosferiyle Silvan’ın ortasında adeta İstanbul’un nezih kafelerinden birine gelmiş gibi hissettim.

Bahçede oturan insanlar vardı.

Kimisi dostlarıyla sohbet ediyor, kimisi kahvesini yudumluyor, kimisi de günün yorgunluğunu bu güzel ortamda geride bırakıyordu.

Ne gereksiz bir gürültü ne de birbirini rahatsız eden insanlar…

Herkes kendi dünyasında, kendi sohbetinde, kendi huzurundaydı.

İşte tam da böyle ortamları özlüyoruz.

İnsanın kendisini rahat hissedebildiği, dostlarıyla iki kelam edebildiği, bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırına yeni hatıralar ekleyebildiği mekânları…

Ben de kendime bir Americano söyledim.

Kahvem geldiğinde önce kokusunu içime çektim.

Sonra ilk yudumumu aldım.

Bir an için Silvan’da olduğumu unutur gibi oldum. Sanki İstanbul’un sakin bir semtinde, belki de Avrupa’nın eski sokaklarından birinde, küçük ve huzurlu bir kafede oturuyordum.

Ama hayır…

Burası benim Silvan’ımdı.

Çocukluğumun geçtiği, gençliğimin izlerini taşıyan, acısıyla tatlısıyla hayatımın en güzel hatıralarını biriktirdiğim Silvan…

Ve bu düşünce beni daha da mutlu etti.

Çünkü güzel olan yalnızca içtiğim kahve değildi.

Güzel olan, Silvan’ın böylesine nezih, modern ve huzurlu mekânlarla buluşmasıydı.

BİR KENT GEÇMİŞİNİ KORUYARAK DA MODERNLEŞEBİLİR

Ben Silvan’ın değişmesini, gelişmesini, güzelleşmesini istiyorum.

Ama bir şartla…

Bu kentin ruhu kaybolmadan!

Malabadi Köprüsü’nün görkemini, tarihî surların sessizliğini, eski sokakların hatıralarını, insanların samimiyetini kaybetmeden büyümeli Silvan.

Çünkü modernleşmek, geçmişi unutmak değildir.

Modernleşmek, geçmişin değerlerini geleceğin güzellikleriyle buluşturabilmektir.

Bir yanda kaldırımda pestilini, pekmezini satan emekçi insanlarımız; diğer yanda gençlerimizin emek vererek açtığı modern işletmeler…

İşte görmek istediğim Silvan tam da budur.

Geçmişiyle barışık, geleceğe umutla bakan bir Silvan.

Gençlerimizin yalnızca başka şehirlerde gelecek aramadığı, kendi memleketlerinde yatırım yaptığı, iş kurduğu, istihdam sağladığı ve yaşadığı kente değer kattığı bir Silvan…

Gri Cafe gibi işletmelerin çoğalmasını bu yüzden önemsiyorum.

Çünkü bir kent yalnızca yollarıyla, binalarıyla, kaldırımlarıyla gelişmez.

Bir kent, insanların nefes alabileceği sosyal alanlarıyla, kültürüyle, sanatıyla ve birlikte yaşama alışkanlığıyla da gelişir.

Özellikle gençlerimizin huzur içinde vakit geçirebileceği, ailelerin gönül rahatlığıyla oturabileceği, dostların bir araya gelebileceği mekânlara ihtiyacımız var.

Ve bu tür girişimleri desteklemek, emeğe saygı duymak hepimizin sorumluluğudur.

BİR FİNCAN KAHVE, BİN HATIRA…

Kahvemi yudumlarken bahçeye bir kez daha baktım.

Bir tarafta sohbet eden insanlar, diğer tarafta günün telaşından uzaklaşmış yüzler…

Hafif bir esinti, kahvenin güzel kokusu ve içimde tarif edemediğim bir huzur…

Düşündüm de…

İnsan bazen mutluluğu çok uzaklarda arıyor.

Oysa mutluluk bazen çocukluğunun sokaklarında yürümek, eski bir hatırayı yeniden yaşamak, ardından güzel bir bahçede oturup bir fincan kahve içebilmektir.

Bugün Silvan bana hem geçmişimi hatırlattı hem de geleceğe dair umut verdi.

Sokaklarında çocukluğumu gördüm.

Seyyar satıcıların tezgâhlarında annelerimizin emeğini, eski günlerin bereketini hissettim.

Gri Cafe’nin bahçesinde ise değişen, gelişen, modernleşen Silvan’ın güzel bir örneğine tanıklık ettim.

Bu vesileyle değerli ağabeyim Mehmet Yücel’in çocuklarını yürekten kutluyorum.

Silvan’a böylesine güzel, nezih ve huzurlu bir mekân kazandırdıkları için kendilerine teşekkür ediyorum.

Dilerim bu tür işletmeler çoğalır. Silvan’ın gençleri kendi kentlerinde hayallerini gerçekleştirir, yeni yatırımlar yapar ve kadim kentimiz hak ettiği güzelliklere kavuşur.

Çünkü Silvan bunu fazlasıyla hak ediyor.

Ve ben bugün bir kez daha anladım ki…

Bazı kentler vardır, insan orada yalnızca yaşamaz; geçmişini, çocukluğunu, sevdiklerini ve bütün hatıralarını da yaşatır.

Benim için Silvan işte böyle bir kenttir.

Tarihin güneşle dans ettiği bu kadim şehirde, bir fincan Americano eşliğinde geçmişle geleceğin aynı masada buluştuğunu gördüm.

Bir yanım çocukluğumun tozlu sokaklarında koşan küçük bir çocuk, diğer yanım yılların ardından huzurlu bir bahçede kahvesini yudumlayan bir adamdı.

Ve ikisi de aynı şeyi söylüyordu:

“İyi ki varsın Silvan…

Sen benim yalnızca doğduğum toprak değil, her dönüşümde yeniden bulduğum çocukluğumsun.”

Sevgiyle, dostlukla ve bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırıyla…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.