Tarihin en büyük adaletsizliklerinden biri, cetvelle çizilmiş sınırlardır.
Ve o cetvelin başında çoğu zaman İngiltere durur.
Ortadoğu’nun kaderini masa başında parçalayan, Kürdistan’ı dört ülkenin insafına terk eden Sykes–Picot zihniyeti, bugün hâlâ kan üretmeye devam ediyor. Yüzyıl geçti; bedel değişmedi, sadece ödeyenler arttı. Kürtler için ise değişen tek şey, acının coğrafyası oldu.
İşte tam bu noktada, İngiltere siyasetinden alışılmadık, hatta şaşırtıcı bir ses yükseldi.
Eski İşçi Partisi lideri ve bağımsız milletvekili Jeremy Corbyn, İngiliz Parlamentosu’na sunduğu önergeyle, Londra’nın tarihsel suskunluğuna açıkça meydan okuyor. Bu çıkış, yalnızca diplomatik bir metin değil; aynı zamanda İngiltere’nin kendi geçmişiyle yüzleşmesi için atılmış nadir adımlardan biri.
Corbyn, Kürt halkına koşulsuz destek ilan ediyor.
Hem de lafla değil, imzayla.
28 milletvekilinin imzasını taşıyan önerge; İngiliz hükümetini, Batı Kürdistan’a (Rojava) yönelik saldırılara karşı daha güçlü, daha kararlı ve daha ahlaki bir diplomatik rol üstlenmeye çağırıyor. Bu çağrı, “denge politikası” gibi süslü kelimelerin arkasına saklanan ikiyüzlü Batı geleneğini doğrudan hedef alıyor.
Önerge bununla da yetinmiyor.
Kürtlerin siyasi ve sosyal statüsünün anayasal güvence altına alınmasını, kimliklerinin ve dillerinin resmen tanınmasını istiyor. Yani mesele yalnızca savaşın durdurulması değil; onurlu bir gelecek talebi.
Bu yönüyle Corbyn’in çıkışı, ABD’li senatör Lindsey Graham’ın son dönemde Kürtlere dair yaptığı açıklamalarla da örtüşüyor. Atlantik’in iki yakasında yankılanan bu ses, bize şunu söylüyor: Kürt meselesi artık yalnızca bölgesel bir “güvenlik sorunu” olarak geçiştirilemez.
Ancak asıl soru şu:
Bu çıkış, İngiltere’nin yüz yıllık günahlarının ne kadarını telafi edebilir?
Bir önerge, elbette Sykes–Picot’un açtığı yaraları kapatmaz.
Ama suskunluğun bozulması, her zaman bir başlangıçtır.
İngiltere bugün Kürtleri savunuyorsa, bu bir lütuf değil; gecikmiş bir borcun hatırlanmasıdır. Ve borçlar, er ya da geç ödenir. Ya adaletle… ya da tarihin sert hükmüyle.
Bu yüzden Corbyn’in çıkışı küçümsenmemeli.
Çünkü bazen bir önerge, bir coğrafyanın kaderini hemen değiştirmez;
ama haklılığını dünyaya ilan eder.
Ve Kürtlerin en çok ihtiyacı olan şey tam da budur:
Görülmek, tanınmak ve inkâr edilmemek.
Değişim bir günde başlamaz.
Ama her değişim, bir cümleyle başlar.
Bugün o cümle, Londra’dan kuruldu.