Bu bir hakem hatası değil.
Bu bir ofsayt tartışması hiç değil.
Bu, apaçık bir çifte standart, adı konmamış bir ayrımcılık meselesidir.
Tribünlerde yıllardır Leyla Zana’ya küfür ediliyor, hakaret ediliyor; kameralar görüyor, herkes duyuyor. Sahalarda futbolcular bozkurt işareti yapıyor, siyasi mesajlar açık açık veriliyor. Ne oluyor?
Hiçbir şey.
Ne disiplin var, ne ceza, ne de “futbol siyasetten arındırılmalı” uyarısı.
Ama iş Çekdar Orhan’a gelince tablo bir anda değişiyor.
Çekdar Orhan, şiddet çağrısı yapmadı.
Hakaret etmedi.
Siyasi slogan atmadı.
Sadece saçını ördü.
Bir hemşireye, bir insana, bir masum dayanışma hareketine destek verdi.
Saç örme akımına katıldı; yani insani, vicdani ve sembolik bir duruş sergiledi.
Sonuç?
5 maç ceza.
Burada sormak zorundayız:
Saç örmek mi daha tehlikeli?
Yoksa tribünlerde edilen küfürler mi?
Dayanışma mı suç?
Yoksa nefret dili mi serbest?
Türkiye Futbol Federasyonu’nun terazisi aynı sahada ama farklı tartıyor.
Aynı davranışlar farklı kimliklerde olunca, kararlar da değişiyor. İşte mesele tam olarak bu.
Futbol, toplumdan bağımsız değildir.
Ama adalet, herkes için aynı olmak zorundadır.
Bir tarafta milliyetçi sembollerle sahayı mitinge çevirenler “ifade özgürlüğü” ile korunurken,
Diğer tarafta barışçıl bir dayanışma hareketi “disiplin suçu” sayılıyorsa;
Orada futbol konuşulmaz, ayrımcılık konuşulur.
TFF bu tutumunu sürdürdüğü sürece:
Türk futbolu gelişmez.
Tribünler temizlenmez.
Adalet duygusu büyümez.
Çünkü adalet, sadece kural koymak değildir.
Adalet, kime nasıl uygulandığıdır.
Bugün Çekdar Orhan’a verilen ceza, bir futbolcuya değil;
Toplumsal vicdana kesilmiş bir cezadır.