Ortadoğu’da bugün yaşananlar tesadüf değildir. Haritalar yeniden çizilmek istenirken, halkların iradesi bir kez daha masaların dışında tutulmaktadır. Özellikle Kürtler söz konusu olduğunda, bu dışlama artık sistematik bir hal almıştır.
Ortadoğu’da planlanan yeni dizayn projesinde temel amaçlardan biri, Kürtlere siyasi ve toplumsal bir yer verilmemesidir. Amerika, İngiltere, Fransa ve Suriye’nin dahil olduğu görüşmelerin ardından Paris’te yapılan toplantılar ve sonrasında gerçekleşen saldırılar, bu sürecin ne kadar planlı ilerlediğini açıkça göstermektedir. Zamanlama manidardır; mesaj nettir.
Bugün sahaya bakıldığında halklar arasında güçlü bir kardeşlik bağı vardır. İşte tam da bu yüzden hedef alınan şey, bu kardeşliğin kendisidir. Amaç; halkların arasına nifak sokmak, ortak yaşam iradesini zayıflatmak ve böl-parçala-yönet siyasetini yeniden devreye koymaktır.
Rojava’da yaşananlar bir güvenlik meselesi değil, açıkça bir tasfiye ve soykırım girişimidir. Ancak bu, ne tarihsel gerçekliklere ne de bölge halklarının direncine uygundur. Kürt halkı, geçmişte defalarca benzer planlarla yüzleşmiş; her seferinde bedel ödeyerek ama boyun eğmeyerek ayakta kalmıştır.
Bugün Rojava’da savunulan proje, ikinci bir Mahabad’ın yaşanmaması içindir. Dört parçada yaşayan Kürtlerin birbirine sırtını dönmemesi, aksine dayanışma içinde olması hayati önemdedir. Kürtlerin bir araya gelmesi, yalnızca bir ulusun değil, tüm bölgenin barışı açısından belirleyicidir. Çünkü birleşen bir halk, planlanan soykırım senaryolarının önündeki en büyük engeldir.
Kürt aydınları ve demokratik çevreler, yaşanan saldırıların bir komplonun sonucu olduğunu açıkça ifade etmektedir. Öte yandan uluslararası alanda da dikkat çekici temaslar yaşanmaktadır. İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto’nun Roma’da Mesud Barzani ile yaptığı görüşme, Kürt meselesinin artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya geldiğini göstermektedir. Crosetto’nun Kürt halkını “yakın ortak” olarak tanımlaması, diplomatik bir nezaketin ötesinde anlamlar taşımaktadır.
Kürtler korunmalıdır. Kürtlerin özgürce, onurlu ve güvenli bir şekilde yaşamasına izin verilmelidir. Bu sadece Kürtlerin talebi değil; Ortadoğu’da kalıcı barış isteyen herkesin sorumluluğudur.
Unutulmamalıdır ki; halkları yok sayarak kurulan her plan çökmeye mahkûmdur. Kardeşliği hedef alan her saldırı, eninde sonunda halkların ortak vicdanında yenilecektir.