Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan son gelişme, Türkiye siyasetinin uzun yıllardır görmediği çapta bir kırılma anına işaret ediyor. Meclis içinde kurulan ve İmralı’ya gidip süreci yerinde değerlendirmeyi hedefleyen komisyona yönelik “gitmeme” kararı, sadece taktiksel bir geri çekilme değil; stratejik bir boşluk, siyasal cesaret kaybı ve tarihsel misyonun reddi niteliği taşıyor.
Bu karar, özellikle önceki akşam eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun videolu açıklamasında altını çizdiği iki temel noktayı yeniden ülke gündemine taşıdı. Peki neydi bunlar; CHP’nin “ahlaki ve temiz siyaset misyonu” CHP’nin “devlete istikamet çizme sorumluluğu”
Ne var ki bugünkü CHP yönetimi, tam da Kılıçdaroğlu’nun dikkat çektiği bu iki alanda tarihsel bir sınavdan kaçtı.
Unutmayalım:
DEM Parti, hem yerel hem genel seçimlerde CHP adaylarını açık ve net biçimde destekledi. CHP, bu desteğin üzerinde seçim kazandı, belediyeler aldı, siyasi alan genişletti. Bugün ise aynı CHP, ülkenin geleceğini ilgilendiren kritik bir süreçte “biz yokuz” deme lüksüne sığınıyor.
Bu, yalnızca bir tutarsızlık değil, siyasi hafızaya, demokrasi kültürüne ve seçmen sadakatine karşı işlenmiş ağır bir hatadır.
Komisyonun İmralı’ya Gitmesi Neden Gereklidir? Çünkü: Devlet aklı masa başından değil, yerinde tecrübe ile şekillenir. Kardeşlik ve çözüm süreçleri kulaktan dolma bilgilerle yönetilmez. Türkiye’nin güvenliği, birliği ve istikrarı sahadan kaçılarak korunamaz.
Komisyonun İmralı’ya gitme iradesi, devlet ciddiyetinin, stratejik vizyonun ve siyaset üstü sorumluluğun bir göstergesidir. Bu nedenle komisyon üyelerine yönelik saldırılar, karalamalar ve gölgelemeler boşunadır. Tersine, takdir edilmeleri gerekir. Çünkü, risk alıyorlar. Tarihsel sorumluluk üstleniyorlar. Devlet ciddiyetiyle hareket ediyorlar. Cesaret gösteriyorlar.
Bugün Meclis çatısı altında cesareti temsil eden taraf, CHP yönetimi değil; komisyona destek veren siyasi iradedir.
Peki CHP’nin kararı neyi gösteriyor? Bu karar: Devlet aklının gerisine düşüldüğünü, Türkiye’nin menfaatlerinin gözetilmediğini, siyasi korkuların, stratejik zorunlulukların önüne geçtiğini, toplumsal beklentinin yok sayıldığını, tarihsel hafızanın inkar edildiğini, göstermektedir.
CHP, bugün elini taşın altına koyması gereken yerde elini çekmiş, süreci takip etmesi gereken noktada geri durmuştur.
Kılıçdaroğlu eleştirilerinde son derece haklı. Çünkü o biliyor ki: CHP, devletin kurucu partisidir. CHP, tarihsel misyonundan kaçamaz. CHP, pasif kalamaz. CHP, ulusal güvenlik süreçlerinde seyirci olamaz. Kılıçdaroğlu’nun mesajının satır arası aslında şudur: CHP kendi kimliğine ihanet edemez.
Bugün sorulması gereken asıl soru şu; CHP kimi memnun etmeye çalışıyor?
Seçmenini değil. Bu kesin. Tarihini değil, devlet aklını değil, kendi tabanının beklentisini değil. Peki kimi? İşte cevapsız kalan, ama herkesin farkında olduğu soru tam da budur.
Tarih mutlaka not eder. Bugün tarihe iki kayıt düşülmektedir: Birincisi: İmralı’ya gitmekten kaçınan CHP yönetimi. İkincisi: Devlet sorumluluğunu üstlenen komisyon. Yarın kitaplar yazıldığında, hangisinin doğru sırada yer alacağı bellidir.
Devlet aklı cesaret ister.
Millet menfaati omuz ister.
Tarihsel misyon duruş ister.
Bugün bu duruşu sergileyen CHP değildir.
Bugün bu duruşu sergileyen, İmralı’ya gitmeye hazır olan komisyondur. Ve bu ülke, korkaklıktan değil, cesaretten yol alır.