Volkan ESER
Köşe Yazarı
Volkan ESER
 

UYUŞTURUCU DOSYALARI, ‘PARLAK’ EKRAN YÜZLERİ VE ÇÜRÜYEN MEDYA AHLAKI!

Ben bu mesleğe yıllar önce başladığımda meslek büyüklerimiz bize sadece haber nasıl yazılır, mikrofon nasıl tutulur, kamera karşısında nasıl konuşulur onu öğretmezdi. Asıl öğrettikleri şey, gazetecinin nasıl yaşaması gerektiğiydi. “Gazeteci toplumun aynasıdır” derlerdi. “Söylediğin söz kadar, yaşadığın hayat da örnek olmak zorundadır.” O dönem sektörün gerçek gazeteci ağabeyleri, nerede durulacağını, nerede susulacağını, nerede konuşulacağını, özel hayatta bile nelere dikkat edilmesi gerektiğini defalarca anlatırdı. Gazeteciliğin yalnızca bir meslek değil, bir duruş, bir ahlak ve bir sorumluluk olduğunu ezberletirlerdi bize. Bugün dönüp baktığımda acıyla görüyorum ki o nasihatleri veren insanlar, o meslek terbiyesi, o vicdan artık yok denecek kadar az. Yerine şöhret hevesi, güç sarhoşluğu ve dokunulmazlık algısı yerleşmiş durumda. Yazık…Gerçekten çok yazık… Medyada geldiğimiz nokta maalesef içler acısı. Bunu söylerken ne bir genelleme yapıyorum ne de bütün sektörü töhmet altında bırakıyorum. Ancak son dönemde televizyon kanallarının “ekran yüzleri”, “yöneticileri” ve “parlatılan figürleri” üzerinden gündeme gelen uyuşturucu ve yasaklı madde dosyaları, meselenin münferit olmadığını acı bir şekilde göstermektedir. Sormak zorundayız: Medyada liyakat gerekmiyor mu? Uyuşturucu ve yasaklı madde kullanımı iddialarıyla dosyalara giren isimler, nasıl oluyor da televizyon kanallarında yönetici koltuklarına oturabiliyorlar? Nasıl oluyor da prime time’da, sabah kuşaklarında, milyonların karşısına çıkabiliyorlar? Kim bu insanları seçiyor, kim parlatıyor, kim koruyor? Sorular çok, cevaplar ise ürkütücü bir sessizlikte kayboluyor. Televizyon sadece bir eğlence aracı değildir. Televizyon, toplum mühendisliği yapan, algı inşa eden, değerleri yeniden üreten bir güçtür. Sabah saatlerinde “ahlak” dersi veren, aileyi, toplumu, gençleri konuşan ekran yüzlerinin, akşam saatlerinde bambaşka dosyalarla anılması, bu çelişkinin ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Daha da vahimi şudur: Bu isimler yalnızca ekrana çıkarılmıyor; rol model haline getiriliyor. Gençlere “başarı” diye sunuluyor. Şöhret, güç ve dokunulmazlık zırhı giydiriliyor. Peki bu ülkede temiz kalan, yıllarını mesleğine vermiş, okulunu okumuş, emeğiyle yükselmiş gazeteciler, spikerler, editörler neredeler? Onlar neden arka planda? Onlar neden ‘’uygun’’ bulunmuyor? Cevap acı ama gerçek: Çünkü medya, uzun süredir liyakatle değil, sadakatle değil, ahlakla değil, ilişkilerle, emekle değil gösterişle yönetiliyor. Bugün yaşananlar, yıllardır görmezden gelinen çürümenin, denetimsizliğin ve “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışının bir sonucudur. Kimse kimseyi yargılamıyor. Elbette hukuk konuşur, dosyalar konuşur, mahkemeler karar verir ama medya ahlakı, mahkeme salonlarını beklemez. Medya, topluma karşı sorumludur. Ekran yüzü olmak, sadece güzel konuşmak değildir. Yönetici olmak, sadece güçlü bağlantılara sahip olmak değildir. Bu meslek, temsil mesleğidir. Bugün tüm medya aynaya bakmak zorundadır. Çünkü o aynada görünen manzara, yalnızca birkaç isim değil, bir sektörün vicdanıdır ve o vicdan, ciddi biçimde yaralıdır.
Ekleme Tarihi: 22 Aralık 2025 -Pazartesi
Volkan ESER

UYUŞTURUCU DOSYALARI, ‘PARLAK’ EKRAN YÜZLERİ VE ÇÜRÜYEN MEDYA AHLAKI!

Ben bu mesleğe yıllar önce başladığımda meslek büyüklerimiz bize sadece haber nasıl yazılır, mikrofon nasıl tutulur, kamera karşısında nasıl konuşulur onu öğretmezdi. Asıl öğrettikleri şey, gazetecinin nasıl yaşaması gerektiğiydi. “Gazeteci toplumun aynasıdır” derlerdi. “Söylediğin söz kadar, yaşadığın hayat da örnek olmak zorundadır.”

O dönem sektörün gerçek gazeteci ağabeyleri, nerede durulacağını, nerede susulacağını, nerede konuşulacağını, özel hayatta bile nelere dikkat edilmesi gerektiğini defalarca anlatırdı. Gazeteciliğin yalnızca bir meslek değil, bir duruş, bir ahlak ve bir sorumluluk olduğunu ezberletirlerdi bize.

Bugün dönüp baktığımda acıyla görüyorum ki o nasihatleri veren insanlar, o meslek terbiyesi, o vicdan artık yok denecek kadar az. Yerine şöhret hevesi, güç sarhoşluğu ve dokunulmazlık algısı yerleşmiş durumda.

Yazık…Gerçekten çok yazık…

Medyada geldiğimiz nokta maalesef içler acısı. Bunu söylerken ne bir genelleme yapıyorum ne de bütün sektörü töhmet altında bırakıyorum. Ancak son dönemde televizyon kanallarının “ekran yüzleri”, “yöneticileri” ve “parlatılan figürleri” üzerinden gündeme gelen uyuşturucu ve yasaklı madde dosyaları, meselenin münferit olmadığını acı bir şekilde göstermektedir.

Sormak zorundayız: Medyada liyakat gerekmiyor mu?

Uyuşturucu ve yasaklı madde kullanımı iddialarıyla dosyalara giren isimler, nasıl oluyor da televizyon kanallarında yönetici koltuklarına oturabiliyorlar? Nasıl oluyor da prime time’da, sabah kuşaklarında, milyonların karşısına çıkabiliyorlar?

Kim bu insanları seçiyor, kim parlatıyor, kim koruyor? Sorular çok, cevaplar ise ürkütücü bir sessizlikte kayboluyor.

Televizyon sadece bir eğlence aracı değildir. Televizyon, toplum mühendisliği yapan, algı inşa eden, değerleri yeniden üreten bir güçtür. Sabah saatlerinde “ahlak” dersi veren, aileyi, toplumu, gençleri konuşan ekran yüzlerinin, akşam saatlerinde bambaşka dosyalarla anılması, bu çelişkinin ne kadar derinleştiğini gösteriyor.

Daha da vahimi şudur: Bu isimler yalnızca ekrana çıkarılmıyor; rol model haline getiriliyor. Gençlere “başarı” diye sunuluyor. Şöhret, güç ve dokunulmazlık zırhı giydiriliyor.

Peki bu ülkede temiz kalan, yıllarını mesleğine vermiş, okulunu okumuş, emeğiyle yükselmiş gazeteciler, spikerler, editörler neredeler? Onlar neden arka planda? Onlar neden ‘’uygun’’ bulunmuyor?

Cevap acı ama gerçek: Çünkü medya, uzun süredir liyakatle değil, sadakatle değil, ahlakla değil, ilişkilerle, emekle değil gösterişle yönetiliyor.

Bugün yaşananlar, yıllardır görmezden gelinen çürümenin, denetimsizliğin ve “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışının bir sonucudur.

Kimse kimseyi yargılamıyor. Elbette hukuk konuşur, dosyalar konuşur, mahkemeler karar verir ama medya ahlakı, mahkeme salonlarını beklemez. Medya, topluma karşı sorumludur.

Ekran yüzü olmak, sadece güzel konuşmak değildir. Yönetici olmak, sadece güçlü bağlantılara sahip olmak değildir. Bu meslek, temsil mesleğidir.

Bugün tüm medya aynaya bakmak zorundadır. Çünkü o aynada görünen manzara, yalnızca birkaç isim değil, bir sektörün vicdanıdır ve o vicdan, ciddi biçimde yaralıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malabadigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.